Marmara’nın Yakamozları

Marmara’nın Yakamozları

Dünyamızın panjurlarını sabahlara kapatmışız her nedense. Denizle Güneşin ilk vuslat öpüşmesini kaçırır olduk. Karanlığın rahminde doğum sancıları çekerek yer yüzüne kristaller saçan ilk ışıklara hasretiz.
Gecenin  uzayan yelpazesinde heyecanlı bir filme, bir futbol maçına, ya da magazin programının hareketine kaptırırız kendimizi. Söyleşilerimiz, kelimelerimiz, paylaşımlarımız ölür ekranın beyaz camında. Yarına kalır bugünkü düşlerimiz, hayallerimiz, yürürlüğe  koyduğumuz planlarımız…

Ve bu sabahta kaçırırız “Marmara’nın yakamozlarını”�
Yataklarından bir saatin feryatları ile uyanan Kadıköylüler, kendilerini işyerlerinin yoğun ortamında bulurlar. Tüm İstanbullular gibi, Türkiye gibi, bütün Dünya gibi. Yarım yamalak yapılmış kahvaltılar, dağınık yataklar, uykudan  bir ana öpücüğü ile uyandırılmayı bekleyen çocuklar, evde unutulmuş evraklar…

Hepimiz böyleyiz işte; doktorlar, ayakkabı boyacıları, mühendisler simitçiler, esnaflar, memurlar, işçiler tüm herkes, hatta dilenciler bile. Unutmadan biz gazeteciler de öyle.
Kaçırılmış bir zamanın, yaşanmamış bir anın maalesef telafisi yok. Bu yüzden paylaşılmak, yaşanmak istenen an’ları mesai bitimlerine sıkıştırırız. Geç kalmış olsak da.

Gelip geçerken dikkatinizi çekti mi bilmem, Haldun Taner Tiyatrosu’nun önünde askeri nizamda durur gibi sıralanmış kadınları, kızları, erkekleri, ihtiyarları, çocukları görürsünüz.

Kadıköy’de; Hasır’da bir bardak sıcak çay içmek isteyen üniversite öğrencileri, sahilde romantik bir yürüyüş yapmayı düşünen sevgililer, bir kafe de uzun muhabbetlere dalmak isteyen eski aşıklar, Kadıköy iskelesinden Beşiktaş’a, Eminönü’ne, geçip İstanbul’un tarihi yerlerini gezmek isteyen turistler, Cuma namazını Sultan Ahmet Camii’nde kılmayı yıllardır arzulayan ihtiyarlar, belediye otobüsü ile arkadaşlarının doğum gününe gidecek olanlar ve hikayelerini bilemediklerimiz orada buluşurlar.

İşte o buluşmadan sonra yakalarız günün ilk an’larında kaçırdıklarımızı. Biraz yorgun olsak da… Sarıldığımız, dokunduğumuz, hissettiğimiz zaman beklediklerimizi, karışırız insan denizine. Anketörler keser önümüzü “Bir dakikanızı rica edebilir miyiz? Şöyle bir..” diyerek. Ardından iskelenin etrafına konuşlanmış çingene kızlardan birisi bir gül tutuşturur elinize. Almak işinize gelmez, almamayı da yediremezsiniz erkekliğinize. Her buluşma yeni binlerce hikayenin başlangıcıdır ve her nedense yarım kalır hikayeler solgun ve mat. Sarı bir sayfanın arasında unutulmuş akasya yaprağı gibi.

Hani diyorum ki bir pazar sabahı, toplanalım Haldun Taner Tiyatrosu’nun önünde, vakit güneşin doğumuna yakın, can çekişirken karanlık, sessizliğin yüreğinden yavaş adımlarla yürüyelim. Oturalım sahildeki taşların üzerine. Deniz kokulu rüzgar okşasın alaca yüzlerimizi. Beyaz bir martı denize ilk dalışını yapsın gözlerimizin içine bakarak.
Marmara’nın yakamozlarını toplayalım eteklerimize.
Neredesiniz?
Haydi hep beraber aralıklı bir pencere, kısık bir kapı bırakalım güneşe.

About author

BUNLARDA İLGİNİ ÇEKEBİLİR

Leave a reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *