Londra Gez Gez Bitmez

Londra Gez Gez Bitmez

Londra,öyle büyük bir kent ki; “gez, gez bitmez” derler ya, öyle gercekten de…
Bizler, gittigimiz Avrupa kentlerini yürüyerek tanımaya çalışıyoruz.
Elimizde haritamiz, çevreyi seyrederek, resimler çekerek, çok yorulunca oturup bir yerlerde dinlenerek, doyasıya geziyoruz

Ilk gün, Waterloo İstasyonu’nda inince, turumuzu London Eye’yi gorup-izleyerek, oradan yayalar icin tasarlanmis bir kopruyu kullanip, Thames’in oteki kiyisina gecerek baslatıyoruz.

Thames ; inanilmaz trafigi olan ilginç, görülesi bir nehir. Bulanik, camur benzeri bir akışkanlikla Londra’nin ortasindan geciyor…
Hemen ileride 1858 yılında inşa edilmiş, 106 metrelik kulenin ucunda, meshur Big Ben…
Yanibasinda ise her yilbasinda, buyuk kalabaliklarin saatin 12 yi vurmasini bekledikleri alan  ve Westminster Hall-Houses of Parlamenter, karşısında ise tüm görkemiyle Westminster Abbey (Kraliyet üyelerinin mezarlarının bulunduğu ve taç giyme törenlerinin yapıldığı kilise)…
Yine birileri, Parlamento binasi karsisinda Irak konulu bir gosteri yapiyor, zaman zaman haberlerde izledigimiz gibi…
Çok kalabalik turist gruplari var…Birbirimizi kaybetmemeye calisarak, resimler cekiyoruz, kayitlar yapıyoruz.

Dolaşmaya devam ediyoruz, adim başi park, dinlenme alanlari, cok geniş caddeler, büyük ve gösterişli binalar…

Londra’nin nufusu 10 milyon civarinda. Gercekten de her milletten, ırktan insan var burada…
Çin, Japonya ve Ispanya’dan gelen turist gruplarinin yoğunluğu ise, çok ilgimizi cekiyor…
Ilk kez geldigimiz yabanci bir kenti gezerken; bir taraftan merak ettigimiz yerleri gormek istiyoruz, tanimak ve guzellikleri iskalamadan resimlemek, diğer taraftan sosyal yapiyi anlamaya, gözlemlemeye çalisiyoruz doğal olarak…
Ve biz iki bayan,gözümüzün ucuyla mağazalarıinceliyoruz ve o albenisi buyuk vitrinlerden gözümüzü alamıyoruz:)))

Çok buyuk ve taninmis  Harrold Alisveris Merkezine girmeden duramiyoruz. Fiyatlarin kabarıklığına ve içerideki arap kadınlarının alışveriş çılgınlıgına bakakalıyoruz…En ilginci de, dişarida siyah çarsaflarindan baska, sadece koyu sürmeli gözlerini gorebildigimiz o Arabistan kadinlarinin mağaza icindeki cüretkar davranışları, hatta omuzlarından asağı indirdikleri çarsaflarindan, ortaya cikan dekolteleri oluyor!!!
Biz onlara bakiyoruz, (ama ne bakma:), onlar da bize; bizim bakişimiza bakıyorlar:)))

Aynı gün İngiliz askerlerinin atcılık merkezindeki nöbet değişimine de tanık oluyoruz ve Horse Guards Parade’nin arkasindaki St.James’s Park’inda hoş zamanlar geciriyoruz.
O parkta, adeta doğal ortamlarında yaşıyorlarmış gibi görüntü veren sincaplarin, insanlarla olan iletisimine şaşirıp kalıyoruz…
Turumuzun sonuna dogru, kendimizi taninmis tiyatro salonlarinin, gösteri merkezlerinin olduğu caddede ve daha sonra meshur Trafalgar Meydaninda buluyoruz. Saat geç oldugu icin National Galeri’yi sadece dışarıdan gorebiliyoruz…Herkes gibi oradaki kafelerden birinde oturup, birşeyler içiyoruz…Sonra meydanin ortasindaki havuzlarin kenarina ilişip, meydanı cevreleyen yapıları, heykelleri,bir Londra akşamüstünün keyifli hareketliliğini seyredip, izliyoruz, bol bol resim cekiyoruz ve ” yorgunlugumuza değdi” diye dusunüyoruz…

Londra’ki gezimizin ilk günü, istasyonundan kaldığımız eve doğru yürürken,mutlu yorgunluğumuzun yükünü çeken ayaklarimiz isyanda!
Yürümüyor, sürünüyoruz:)))

Tagged with:

About author

BUNLARDA İLGİNİ ÇEKEBİLİR

1 Comment

  1. Tomris Sarhan 11 Nisan 2009 at 10:36

    Londra gezginlerine merhaba,
    Vaktiniz varsa lutfen Lady Diana’nın oturdugu Kensington’a yakın Holland Parkına gidin.
    O parka girince şehrin bütün gürültüsü yok olur. Orada l saat geçirin, elinize bir kitap alıp
    kendinizi yenilenmeye bırakın; böyle yaparak sanki oranın yerlisiymiş hissine kapılırken seyahatiniz başka güzellikleri de beraberinde hatırlatır.
    Balbay’ın dediği gibi geze kalın.
    Tomris Sarhan

Leave a reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *