Kültür ve Tarih Semazeni KONYA

Kültür ve Tarih Semazeni KONYA

Sema töreninde vecde ye gelmiş bir Mevlevi dervişi gibi dönüp durmakta Alaadin tepesinin etrafında yorgun tramvaylar. Hiç durmadan birbiri arkasına hareket eden tramvaylar; insanları eski zamanlardan alıp yeni zamanlara götürüp durmakta.

Konya’ya yolu düşenlerin ilk dikkatini çeken bu semazen dönüşlü yorgun tramvaylar olsa gerektir. Konya ovasının düzlüğünde küçük bir tepe olan Allaadin tepesinin üzerine serpişmiş çay bahçelerinin birinde çağımızı yudumlarken, tramvayların tik-takları arasında Konya’nın eski zamanlarına dalıp gidiyoruz.

Eski zamanların, eski mekanları Alaadin tepesinin üzerine ve etrafına sığınmış bir yabancı gibiler. Beton blokların oluşturduğu yeni Konya ise Afyon, İzmir yolunca yan yana dizilmiş kibrit kutularına benziyorlar. Şehrin gözetleme kulesi gibi tepe. Yapancılar için yönleri ilk zamanlarda çıkarmak zor. Tepeden Konya gözetlendiğinde göğe yükselen minareler, onların yanından sıyrılıp göğe yükselen gökdelenler dikkat çekiyor. Tepenin hemen ayakları altındaki düzlüğe yapılmış kültür merkezi ve etrafına çayhanelerin yerleştirildiği yüzme havuzu insanı şimdiki zamana çağırıyor.

Selçuklu sultanı Alaadin Keykubat’ın adını taşıyan Alaadin tepeside sıcak bir çayın deminde yol yorgunluğumuzu attıktan sonra eski zamanların peşine düşüyoruz.

Alaadin camii, Karatay Müzesi, Şemsi Tebriz’i türbesi, Sadrettin Konevi Türbesi, birbirinin tamamlayıcısı medreseler, camiler, hamamlar, Saraylar her köşede karşımıza çıkıyor.

Şehrin her yerini sarmış tarihi yapıların büyük bir kısmı Selçuklu mimarisinin en nadide eserleri olarak asırlara direniyor.  Konya’nın güzelliğine güzellik katan bu eserlerin her birinde sevgi katılmış Mevla’na harcı ve sanat katılmış Selçuklu taşı bulunuyor.

Konya Anadolu’nun en eski yerleşim merkezlerinin bulunduğu yerlerden birsi olarak biliniyor. İlk yerleşimi Neolitik Çağa (MÖ.8000-5500) kadar indiğini öğreniyoruz.  Kalkolitik Çağ (MÖ.5500-3500), İlk Tunç Çağın (MÖ.3500-2000) izlerini Konya ve çevresinde görebiliyoruz.

Roma, Anadolu Selçuklu, Osmanlı gibi büyük medeniyetlere ev sahipliği yapmış olmanın onurunu yaşayan bir şehir olan Konya en parlak dönemini Başkentliğini yaptığı Anadolu Selçukluları döneminde yaşadığını şehirde ki mimari eserlerden de anlayabiliyoruz.

Anadolu Selçukluları döneminde Konya, kültür ve sanatta zirveye çıkmıştır. Devrin ünlü bilginleri, filozofları, şairleri, mutasavvıfları, musikişinasları ve diğer güzel sanatların üstatlarını bir araya getirmiştir. Bahaeddin Veled, Mevlâna Celaleddin Rumi başta olmak üzere Kadı Burhaneddin, Kadı Sıraceddin, Sadreddin Konevi, Şahabeddin Sühreverdi gibi bilginler, Muhyiddin Arabî gibi mutasavvıflar Konya’da yerleşmişler, verdikleri eserlerle şehri bir kültür merkezi haline getirmişlerdir.

Konya’nın eski sokaklarında bulunan Camiler, Medreseler, Saraylar ve yer yer karşımıza çıkan parkların güzelliği bizi büyülüyor. Açlığımızı yöreye özgü etli ekmek keyfi ile gideriyoruz, güzel bir mekânda. Mevlana türbesinin etrafında serpilmiş çarşılarda oyalanıyoruz bir zaman.

Ve artık “gel”   çağrısına icabet etmenin vaktinin geldiğini anlıyoruz. Konya’nın Manevi mimarlarından Mevlana türbesinin yolunu tutuyoruz.

Mevlana’dan Mevla’ya bir yol arayan yüzlerce yerli ve yabancı turist Mevla’na müzesinin önündeki turnikelerde uzun kuyruklar oluşturmuşlar. Tenleri farklı farklı renk tonlarından olsa da, simalarında Mevla’nın huzuruna varmanın sevinci okunuyor. Kuyrukların peşine takılıp Turnikelerden geniş bir bahçeye girdiğimizde Konya fotoğraflarının vazgeçilmez silueti Kubbetül-Hadra (Yeşil kubbe) karşımızda duruyor. Birbirinden farklı renk ve kokuya sahip güllerle donatılmış bahçeden Mevlana müzesi ve türbesinin bulunduğu avluya giriyoruz.  Sünnetlik kıyafetleri ile kalabalıklar içerisinde koşuşturan çocukların giyimleri herkesin dikkatini çekiyor. Sağımızda bulunan Mevlevi dervişlerinin kaldıkları hücreleri ziyaret ediyoruz. Mevlevi dergahı olan mekanda çilehaneler, zikir ayinlerinin yapıldığı mekanlar, mutfak gibi bölümler bizi eski zamanlara götürüyor.

En son vardığımız yer herkese İslam dininin hoşgörü şerefesinden seslenen Mevlana’nın türbesinin bulunduğu mekan. Kubbelerin derinliğinde inleyen ney sesi ile Mevlana’nın huzuruna giriyoruz. İçeride 65 kabir bulunmakta bunlar Mevlana’nın soyundan gelenler ve Mevlevi tarikatının önde gelenlerine ait.

Sonsuz istirahatgahındaki Konya’nın manevi mimarlarına elimizi kaldırıp kendi inanç akidemiz ve kendi lisanımızla bir Fatiha gönderiyoruz. Dualarımız ve Fatihalarımız farklı dinlerin, mezheplerin, kültürlerin dualarına karışarak gök kubbenin sinesine doğru yol alıyor.

Mevlana’nın el yazması eserlerinin sergilendiği bölümü geziyoruz. Eskimeyen yazı ile kaleme alınmış, Mesnevi, Divan-ı Kebir ve daha nice el yazması eserler tüm güzellikleri ve ihtişamları ile insanları büyülüyor.

Mevlana’nın huzurunda çıkıp turizme kazandırılmış eski Konya evlerini geziyoruz. Ağzımız tatlansın diye bir Konya şekeri, Konya hatırası birkaç parça eşya ile yeniden düşüyoruz yollara. Konya’dan bakınca dünyanın, galaksilerin, atomların, semazenlerin ve tramvayların sürekli dönmekte olduğunun farkına varıyoruz. Biz de başlıyoruz dönmeye içimizde sürekli dönen bir soru ile. “Kendi ekseni etrafındaki bu dönüş nerden nereye? “

About author

BUNLARDA İLGİNİ ÇEKEBİLİR

Leave a reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *