Kimliksiz Şehirler

Kimliksiz Şehirler

Her tarihi şehrin bir mimari dili vardır. Geçmişin derinliğinden günümüze kadar gelebilmiş şehirlerin caddeleri, sokakları, evleri, hamamları, çeşmeleri, mabetleri, belki aynı dilde ama farklı lehçelerle kendilerini anlatırlar dinleyenlere
. Şehirlerin mimari talandan kurtarılıp hayata tutundurulan bölgelerinden çekilmiş bir fotoğraf karisi sevgilinin gözlerine benzer. Ele verir o şehrin, duygusunu, inanışını, kimliğini.

Bizler yeni yeni keşfediyoruz şehirlerin bu dilini. Yeni yeni anlıyoruz Erzurum’da çifte minarenin, Sivas’ta ki, Tokat’a ki Gök medreselere benzediğini. Divriği camisinin giriş kapısına vuran güneşle namaz için kıyama duran gölge ile beraber saf tutmayı şimdilerde öğreniyoruz. Mardin’in dik ve dar sokaklarında taştan sevdaların peşine düşüyoruz Leyla’yı yeni bulmuşça. Yeni yeni âşık oluyoruz kız kulesine, gün batımında minareleri göğe yükselen İstanbul siluetine.

Gaziantep bakırcılar çarşısından yükselen çekiç tınılarını, Şanlıurfa çarşılarına sinmiş kazancı Bedii nağmeleri ile aynı anda dinleyebiliyoruz. Selimiye’de yükselen ezan, Diyarbakır Ulu camiinin siyah taşlarında aynı seda ile yankılandığını taa sur diplerinden duyabiliyoruz. Antalya kale içine yaklaşan gemilere, Yivli minarenin deniz feneri gibi yol gösterdiğini yaz aylarının uzun gecelerinde bir yudum çay sıcaklığında kavrıyoruz. Amasya evlerinin sokağa uzanan cumbalarından seslenen kadınların Amasra evlerinin cumbalarından duyulabildiğini artık hissedebiliyoruz. Niksar kalesindeki kuşatmayı kaldırdığımızda Palu kalesinin yıkılmaya yüz tutmuş isyanının farkına varabiliyoruz.

Medeniyetlerin ana rahmi olan Anadolu’nun tarihi mirası yıllarca yabancı tarih avcıları ve yerli evlatları tarafından yağmalandı. Şehirlerin eski yerleşim yerleri bir bir terk edilerek sakinleri beton sitelere taşındı. O tarihi dokular, yalnızlığa, sahipsizliğe, unutulmuşluğa bırakıldı.

Uzun yıllar derin bir terk edilmişliğin arkasından, turizmin hatırına yerel belediyeler eskiyi yeniden keşfetti. Ve yerellik, modernize edilerek evrensel kültür mirasına hediye edildi. O eski, evleri, camiler, kiliseler, hanlar, hamamlar, çarşılar bir bir yeniden kavuştu eski kimliğine.

Şimdi bir gazete yâda dergi sayfasına o şehirlerin kurtarılmış bölgelerinden bir fotoğraf karesi düşse tanırız hemen o şehri. Eski bir tanıdık gibi gelir bize, sımsıcak.

Son dönemlerde o eski eseler, şehirler kıymete bindi. Eski kimliğine yeniden kazandırıldı yöneticiler tarafından.  Bir bir ayıklandı sonradan araya serpiştirilmiş beton çıkıntılar. Şehirlerin, eski sokakları, mahalleleri, öz kimliğine yeniden kavuşturulurken yeni kurulan mahalleleri, caddeleri kimliksizleştirildi. Tüm şehirler, evler, parklar, camiler, okullar, iş merkezleri aynileşti.

Yüzyılımızda inşa edilen modern olarak adlandırılan binalar, siteler, sokaklar, caddeler kimliksiz. Birbirinin kopyası. Malzemesi beton. Buz gibi soğuk ve itici. Ölçü, orantı, sanat, bezeme bir birinin aynısı. Birbirinin boğazını sıkmak için ayaklanmış düşman gibi yüksek binalar. Güneşi görmek, bulutların gökte yüzüşünü seyretmek nerede ise imkânsız gökdelenlerin birbirinin yüzüne bakan pencerelerinden, birbirimizin yüzüne bakamadığı semtlerde.

O eski çarşıların canlılığı, AVMlerin birbirine benzer pazarlama teknikleri, ışıklı vitrinleri ile öldürülmüş.  Evlerin komşuluğu tükenmiş. Komşusuna pişirdiği yemekten götürülen komşular artık yok. Üst üste dizilerek mesafesel olarak yakınlaşmış apartman dairelerinde insanlar ruhsal olarak birbirinden uzaklaşmış.

Yeni yapılan İstanbul’daki bir semtle, Ankara’daki arasında kimliksel olarak hiçbir fark yok. Karst’a yapılan bir camii ile Denizli’de yapılan camii birbirinin aynısı. Geçmişteki her eser mimari özelikleri ile yanı zamanda devrinin kültürünü, sosyal yaşantısını, sanatını önümüze sererken, şimdiki semlerin sırdan bir beton yığını durumunda. Hangi şehir olursa olsun yeni kurulmuş bir mahallesinden bir kare fotoğraf çekin hangi şehre ait diye sorun. Her şehir olabilir. Çünkü harcında kültür yok, medeniyet yok.

Anadolu’nun her köşesinde eski şehirler, eserler eski kimliklerine bir bir kavuşuyor. Sıra şimdi yeni şehirlere kimlik kazandırmaya geldi. Yerleşime açılan her bölgeye o şehrin kökenlerini inkâr etmeden çağımızın medeniyet karakterini de yansıtacak bir kimlik kazandırılmalı.

Başımızı sokacak bir ev anlayışı yerine gelecek nesillerin baş tacı edeceği bize özgü evler yapmaya ne dersiniz?  Ne dersiniz evimize, sokağımıza, camimize, parkımıza, yüzme havuzumuza, internetkafemize, kahvemize, stadyumumuza, otoparkımıza bir kimlik kazandırmaya.

Eski semtlerin kimliğini korurken yeni semtlere kendi kimliğimizi katmalı, geleceğe bir masal şehirler bırakmalıyız.

Tagged with:

About author

BUNLARDA İLGİNİ ÇEKEBİLİR

Leave a reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *