Kartpostalık Bir Mekan Ayder Yaylası

Güneş vurdukça dağların zirvesindeki karlar erir, kar suları doldurur dereleri. Ve hep bir bahar şarkısını mırıldanır dere suları dağlara. Bir kemençe sesi duyulursa bahar gelmiştir Ayder yaylasına. Ayder’in yolunu ilk önce göçerleri tutar, kurarlar yeşilin böğrüne otağlarını sonra yerli ve yabancı gezginler bir bir çıkıp gelir. Dağlardan şelale şelale dökülen suların sesine, kuş sesleri, hayvan sesleri, çocuk sesleri karışır. Bir bayram yerine döner Ayder yaylası.

Mavisi kirlenmiş, yeşilini kaybetmiş dünyamızdan kaçıp Ayder’in bahar yeşiline sığınmak için düştük yollara. Aracımız Karadeniz sahil yoluna girdiğinde bir yanımızda mavisi kirlenmemiş Karadeniz, diğer yanda bin bir tonda yeşil flamalarını açmış dağlar eşlik etti bizlere.

Karadeniz sahil yolundan Ayder istikametine düştüğümüzde Fırtına vadisinin gizemine kapıldık. Dağlardan eriyen kar sularının ve yağmur sularının hepsi birleşmiş Karadeniz’e kavuşmak için Fırtına deresinde sanki bir ırmak oluşturmuş. Fırtına deresi ve yol bir süre beraber ilerliyor. Derenin üzerinde kurulan tarihi taş köprüler insanları büyülüyor. Manzaranın güzelliğine kapılıp köprünün üzerinde bir fotoğraf çektirmek buraya gelenler için nerede ise içgüdüsel bir zorunluluk haline gelmiş. Fırtına deresinde rafting yapanları da görmek mümkün, macerayı seviyorsanız kanolar sizi bekliyor.

Dağların zirvesine ulaşmak için en kestirme yollar suyu takip etmektir. Ayder yolu da suyun kenarında ilerliyor. Güneşli havalarda güzel bir dost olsa da sular, zaman zaman öfkelenip sele düşüyor. Önüne gelini alıp götürüyor Karadeniz’in derin sularına. Biz gelmeden öncede suların öfkesinin izlerini yer yer çöken yollardan anlayabiliyoruz.

Ayder yaylası ve birçok yaylanın merkezini Rize’ye bağlı Çamlıhemşin oluşturuyor. Fırtına dersinin ortasında geçtiği küçük bir kasaba burası. Ayder Yaylası yolunda; Kalesi, tarihi evleri, camileri, köprüleri ile görülmesi gereken şirin bir şehir.

Ayder yolunda ilerledikçe ağaçların büyüklüğünden zaman zaman gökyüzü görmekten zorlanıyoruz. Her dönülen virajda bizi farklı bir şelale karşılıyor. Bol oksijenin etkisi ile karnımız acıksa da yeşile doyuyoruz.

Gelin duvağı gibi Ayder yaylasının üzerini kaplayan beyaz sis yavaş yavaş dağılarak dağların zirvesine doğru çekilirken vardık Ayder yaylasına. Yayla evleri genelde ahşaptan yapılmış. Yerli yayla sakinleri günlük hayat koşuşturmacasının içerisinde hayvanlarını otlatıyorlar. Çayırların üzerinde inekler, kısraklar özgürlüğün keyfini sürüyor. Arılar çiçek çiçek topladıkları polenleri kovanlarına taşıyor.

Turistler satış yapmak amacı ile yapılmış, çay satan evler, lokantalar ve bir de kaplıca var. Bir yanı ile yöreselliğini ve yerelliğini kaybetmeyen yayla kültürünü sürdüren göçerler (köçer),  bir yandan da gelen misafirleri ağırlamaya çalışan tesisler birbiri içerisine geçmiş gibi.

Asfalt yol Ayder’de tükeniyor. Diğer yaylalara stabilize yollardan ulaşılabiliyor. Bölgede yayla kültürü eskisi kadar olmasa da hala devam ediyor.

Ayder ve yöredeki yaylalara çıkış vakti, köylere göre değişse de, genelde mayıs sonu, haziran başında başlıyor. Halk arasında bu göçe “yaz göçü” deniyor. Yaz sonuna kadar yaylalarda kalınıyor.

Herkes yaylaya çıkmadan önce, öncü bir grup gidip, yayla yolunun açılıp açılmadığını, karın eriyip erimediğini kontrol ediyor. İnsanlar bu grubun getirdiği habere göre yaylaya çıkış vaktini ayarlayarak toplu olarak yaylaya çıkılıyor.

Yaylacıların geçmişten kalan bir yayla kültürü de bulunuyor. Yaylada çıkan yaylacılarla, köyde çalışmak için kalanların ortak olarak yaylalar da düzenledikleri Vartevor (Gül bayramı) bulunuyor. Tulum eşliğinde yazın sonlarına doğru horonlarla kutlanıyor.

Vartevor’a rastlamasak ta Ayder yaylasında her yer bayramlığını giymiş bizi karşılıyor. Yaylanın en dikkat çekeni yeri şüphesiz dağların zirvesinden aşağıya doğru süzülerek akan şelale.  Şairin romantik mısraları gibi zirveden aşağılara doğru dökülüyor. Dağın zirvelerindeki kar kalıntıları yeşillikler arasından kendilerini güneşten gizlemeye çalışıyor.

Yayla evlerinin arasında dolaşıyoruz. Her yaylacının kendince küçük bir hikâyesi var. Ama hepsinin ortak özelliği neşeli ve güler yüzlü olmaları. Birkaç ineği ile yaylanın güzelliğine sığınmış yerli halk yaylanın tadını ve rızkını çıkarıyor. Burada geçen bahar ve yaz aylarında kışlık yiyeceklerini hazırlıyorlar. Yaylada arıcılıkta çok fazla gelişmiş durumda. Çiçeğin, Çamın bol olması arılar için en güzel balı üretme şansını sağlıyor. Özellikle kara kovan balı olarak adlandırılan kovanlarda ki balların değeri erbabı için ölçülemez nitelikte.

Yaylada kaplıcalarda var. İsteyen kaplıcaya girerek sıcak suyun tadını çıkartıyor. Ayder Turizm Merkezinde 2450 m2 alana kurulu Ayder Kaplıca Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi Tesisleri yıl boyunca misafirlerine hizmet sunuyor. Kaplıcalar aynı zamanda sağlık bakanlığına bağlı bir sağlık merkezi. Hastalar sağlık kurumlarından sevk alarak tesiste tedavi görebiliyor. Güzel bir yanı ise tedavi masrafları kurumlarınca karşılanıyor.

Yaylanın bol oksijeni, obaların yokuşu ister istemez bizi acıktırdı. Ayder yaylasının hemen girişinde derenin kenarında gündüz vakti elektrikleri sürekli yanan bir küçük lokantaya attık kendimizi. İlk dikkatimizi çeken gündüz vakti yanan ampuller oldu.  Var bu işte bir “Temel” fikri var dedik. Öyle ya elektrik faturalarının yüksekliğini düşününce gündüz vakti yanan elektrik lambalarına bir anlam veremedik. Sonrasından öğrendik ki lokantanın hemen üst yanında şelale olarak akan dere suyunun önüne enerji üreten küçük bir çark konmuş. Tesis kendi elektriğini kendisi üretiyor. Başka yere de pazarlayamadığı için elekrikler 14 saat açık olarak duruyor.

Karadeniz zekasının güzelliği üzerine birkaç temel fıkrası anlatılırken, derenin soğuk suyunda yetiştirilen alabalıklar fırında toprak kaplarda masamıza geldi. Bol salata, güzel bir alabalık manzaranın keyfi doyumsuz bir yemek keyfi tatmamıza sebep oldu.

Yemeğin üzerine yöreye has tatlılardan tatmamak olmazdı. Adı; Laz böreği. Börek deyince aklınıza börekgillerden bir ürün gelmesin. Adı börek ama kendisi hoş bir tatlı. Tatlımızı yedikten sonra şelalenin şırıltısı arasında içtiğimiz sobanın üzerinde kaynamış çayın tadı ile dönüş yolunu tuttuk.

Ayder yaylasının hangi yönüne  fotoğraf makinemizin objektifini döndürsek, bir kartpostallık manzara ile karşılaştık. Ve bol bol deklanşöre bastık.  Ayder’den ayrılırken ciğerlerimizde bir yıllık yetecek oksijen biriktirdik. Dimağımızda yeşille bezenmiş anlar kaldı. Damağımızda yöresel tatların lezzeti gezindi bir süre. Fotoğraf makinemizin hafızasında yüzlerce kartpostallık fotoğrafı gelecek zamanlara postalamak için düştük yeni yollara…

ULAŞIM:

Rize Büyük şehirden Çamlıhemşin Merkeze Pazar’dan aktarmalı olarak gelinir

Çamlıhemşin – Pazar arası her saat başı dolmuş bulmak mümkündür ve 20-25 dakika sürer. Belediye otobüsleriyle de Pazara gitmek mümkündür. Ayder ve diğer yaylaları yazın dolmuş seferleri bulunmaktadır. Bunun dışında özel minibüslerle ya da ciplerle yaylalara çıkmak mümkündür.

About author

BUNLARDA İLGİNİ ÇEKEBİLİR

Leave a reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *