Kalkandelen

Kalkandelen

Şar dağları etekleri ile Pena nehri kıyısında kurulmuş Kalkandelen şehri Makedonya’nın üçüncü büyük şehridir. Yarı karasal iklime sahip olan bu şehrin yayla tadında bir havası vardır. MÖ 168 yılında Roma imparatorluğu ile tarihi önemine başlamış, 14. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu topraklarına katılmış, 1918’de Sırp, Hırvat ve Sloven Krallığı egemenliğine girmiş, Yugoslavya Krallığı olarak egemenlik sürmüş ve daha sonra Yugoslavya Krallığının ortadan kalkması ile 1943 yılında Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti bu topraklara kurulmuştur. 1991 yılında Makedonya’nın Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti’nden bağımsızlığını ilan etmesiyle Kalkandelen, diğer adı ile “sığınılacak yer” anlamına gelen Tetova; bağımsız Makedonya Cumhuriyeti içerisinde yer alan bir şehir olmuştur. Arnavutlar, Makedonlar, Türkler, Romanlar bugünkü varlığını bu şehirde sürdürmektedir.



3. ve 4. Yüzyılda Roma topraklarının korunması için şehir güçlendirilmiş, kritik tepelere surlar, kaleler, hisarlar inşa edilmiştir. Böylece şehrin bugüne ulaşan antik kalıntıları da oluşmaya başlamıştır. 14. Yüzyıldan sonra Osmanlı İmparatorluğu ile camii, hamam, çarşı, ticarethaneler, dergâhlar kurulmaya başlamıştır. 1438 yılında yapılan Alaca Cami bu eserlerden günümüze ulaşan en önemli ve şehrin simgesi olmuş yapılarındandır. 1833 yılında Abdürrahman Paşa tarafından tekrar onartılmıştır. Camiinin ilk yapımını sağlayıp maddi katkıda bulunan iki kız kardeş Hurşide ve Mensure hanımların türbeleri de camii avlusunda bulunmaktadır. Bu camiinin adının alaca olması duvarlarındaki alaca bulaca çok renklilikten gelmektedir. Ayrıca diğer camilerden alışılmışın dışında olmasının sebebi ise tüm duvarlarında Osmanlı döneminin şehirleri ile Mekke manzaraları, geometrik ve bitkisel motifler, bina tasfirleri ve natürmortlerin bulunmasıdır. Diğer göze çarpan ayrıntı ise mihrap ve minber mermerden yapılmış barok dönemi yansıtan bir formdadır.

Bir başka görülmesi gereken yer ise Balkanların en önemli Bektaşi dergâhı olan 1538 de inşa edilmiş Harabati Baba Tekkesi‘dir. Sersem Ali Baba Dergâhı da denilen bu tekkenin kurucusu Kanuni Sultan Süleyman’ın ilk eşi olan Mahidevran Sultan’ın ağabeyidir. Asıl adı Server Ali Baba olan bu kişi, Kalkandelen’e gelmeden önce Bektaşilik’te “dedebabalık” makamını kuran ve 1520’de ilk dedebaba olarak Hacıbektaş’taki dergâhta bu posta oturan kişidir. “Sersem” lakabı ise vezirliği bırakıp tamamen Allah’a yönelmek istediğini Kanuni Sultan Süleyman’a söylemesi ve Kanuni’nin “Sen sersem mi oldun? Vezirlik bırakılır da orada Dervişlik mi yapılır” diye sarf ettiği bu yorumundan gelir. Tekkenin, Harabati Baba ismi ise Sersem Ali Baba’nın ölümünden sonra yerine geçen dedelerden birisi olan Harabati Baba’dan gelmektedir. Dergâh 1945 yılında kapatılmış, 1948 yılında eşkıyalar tarafından yakılmış ve Yugoslavya Komünist Partisi’nin kurucularından Marksist-Leninist Josip Broz Tito döneminde turistik bir tesise dönüştürülüp otel, disko, kumarhane olarak işletilmiştir.
kalkandelen13
Tekkeye giderseniz sizi Cemali Sejdi adında bir bekçi karşılar. Dev bir cüssenin içinde ağır yoğun duygular yaşayan ve yaşatan Cemali, 50 hektarlık vakıf arazisini silah arkadaşları ile birlikte 1996 yılında inançları uğruna nasıl kurtardıklarını en ince ayrıntısına kadar bahçedeki büyük çardak altında anlatır. Öyle ki çatışmalar sonrasında da tekrar mescit ve dergâh bünyesine çevrilmesinde de hayatta kalan arkadaşları ve kendisinin çok emeği bulunduğunu anlayabilmek zor değildir. Tekke’yi Cemali gezdirmekte ve gece gündüz burada nöbet tutmaktadır. Onun anlatımıyla tekkedeki en küçük bir taşın, bir duvarın bile ne kadar değerli olduğunu anlayabiliyorsunuz. Ziyaretçilerin yaptığı maddi desteklerle ayakta kalan bu tekkenin bahçesinde bulunan bir de Bektaşi dergâhı bulunmaktadır. Dergâhın şu andaki Bektaşi dedebabası, Postnişin Abdullatif Bekiri’yi de ziyaret edebilir ve İslam dünyası üzerine sohbet edebilirsiniz. Bu arada dergâha geçerken Cemali gözden kayboluyor, anlaşılan o ki dedebaba ile Cemali’nin arası bazı sebeplerden biraz açık gibi. Ama yine de ikisi de Makedon Hükümetin Tapusunu geri vermediği toprakları korumak, yaşatmak, geliştirmek ve ziyaretçileri ağırlamak için burada fedakârlık yapmaktalar. Zira burası halen Balkanlarda birçok Müslüman mezhepler için çok önemli bir topraktır.

Kalkandelen; antik kalıntıları, ibadethaneleri, tekkeleri ve daha birçok gezilecek tarihe yolculuğa çıkartan mekânlara sahiptir. İki üniversitesi bulunan bu küçücük şehir de kültürel miras da çok iyi korunmakta ki bu da şehre ayrıca turistik amaçlarla gelenlerin sayesinde ekonomisini ayakta tutmaktadır. Vardar Ovasının tertemiz havasını solumak ve geçmişin izlerini Avrupa’da sürmek isteyenlerin mutlaka seyahat etmesi gereken bir coğrafyadır.



Abdullah Agâh ÖNCÜL
http://www.abdullahagahoncul.com

About author

BUNLARDA İLGİNİ ÇEKEBİLİR

Leave a reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *