Hırvatistan Fakir ama Gururlu Ülke

Hırvatistan Fakir ama Gururlu Ülke

Anne – oğul uçak biletimizi aldık, sırt çantalarımıza bir şort, iki tişört bir havlu ve mayolarımızı koyup ver elini Hırvatistan dedik.
Tur gurubu yok, rehber yok. Canımızın istediği gibi.

 Eh evde kalanlar bu durumdan biraz tedirgin oldu. Nerede kalırız, oralarda rahat seyahat eder miyiz (ülkenin bir ucundan, diğer ucuna gideceğimiz için), ne yer ne içeriz?

Allah korusun başımıza birşey gelse ne yaparız? Haksız da sayılmazlar.

 Ama bütün tasalar boşa çıktı. Tatil süper geçti.

 Hırvatistan ilginç bir ülke. Sanki hala 60-70’li yıllarda yaşıyor. Bizim havalanından sonra, Zagrep havaalanına gelince epeyce bir hayal kırıklığı yaşıyorsunuz. Sanki küçük bir kasaba havaalanı gibi, köhne, küçüçük , teknolojiden uzak bir alan. Havalanından otobüsle şehir merkezine giderken de eski, köhne yapılarla, yapıldığı günden beri hiç yenilenmeden yola devam eden troleybüsler size sanki bir zaman tünelinde yolculuk yaptırıyor. Ortalık tenha, şehir sanki terkedilmiş gibi. Etrafta gördüğümüz tek tük yerli halkta sanki 20-30 yıl önceden kalmış gibi. Gerek giyimleri, gerek takıları (erkeklerde altın kolye ve yüzük i-na-nıl-maz moda) ile yerli halkı hemen ayırt edebiliyorsunuz.

 Ama şehir o eski görüntüsüne rağmen pırıl pırıl, tertemiz…

 Sakızınız ağzınızdan yere düşse alır ağzına atarsınız diyebilirim. Her taraf yemyeşil. Heryer ağaçlık. Girip yüzme imkanı da olan, şehrin içinden geçen Sava nehrinin iki yanı yemyeşil çimenlik. Hemen her yerde turist büroları var. Oralardan her türlü bilgiyi alabilirsiniz. Şehir rehberleri ve haritaları da güzel bilgilendiriyor. Gidince bir tane edinirseniz çok rahat edersiniz. Hırvatlar’ın büyük çoğunluğu ingilizce bilmiyor. O yüzden lisan biraz sorun oluyor.

 Zagrep sessiz, sakin bir şehir…

 Zagrep’te sadece birkaç saatimizi geçirdiğimiz için çok fazla birşey göremedik. Eski ve yeni Zagrep diye ikiye ayrılıyor. Ama dönüşte bir gece Yeni Zagrep’te bir otelde kaldık. Hırvatistan Basketbol Takımı’nın işletmesini yaptığı bir yer. Kalmak için giden herkese tavsiye ederim. Hem çok temiz, hem de çok ucuz. Biz oteli şehir rehberinden bulduk, çok memnun kaldık.

Ülkenin genelinde insan yığını ve araç gürültüsü yok. Trafik çok rahat, yollar neredeyse bomboş. Yerli halk genellikle bisiklet ve toplu taşıma araçlarını kullanıyor. Gördüğünüz araçların çoğu da İtalyan ve Avusturya plakalı. Bu tenhalık insana biraz kasvet, biraz da garip bir huzur veriyor. İstanbul’un kalabalığından sonra biz bu durumdan çok hoşlandık. Bizim sahil yörelerimize göre bayağı tenha sayılsa da adalar ve sahil kesimi daha hareketli. Turistler heryerde neredeyse yerli halktan daha çok. Hırvatları sadece kaldığımız otellerde ve restoran gibi hizmet aldığımız yerlerde gördük. Yabancı işçi çalıştırmak yasak olduğu için, işsizlik gibi bir sorunları yok. Hemen herkes çalıştığı için de sokaklarda insan kalabalığı yok. Yalnız sapsarı saçlı küçük çocukları çok şirin.

Şehirleri bu kadar köhne ve eski olan Hırvatistan’ın köyleri ve sahil kasabaları çok güzel. Bazen nehir kenarına, bazen yol kenarına sıralanmış evler bir düzen içinde. Ormanın içinden size gülümseyen evlerin balkonları, terasları çiçekten gözükmüyor.

Eh bu kadar gezdik, hiç yiyip içmedik mi? Olur mu? Üstelik restoranlarda biraz şaşırdık da. Restorana gittiniz. Masa üstünde neler olur. Tuz, karabiber, peçete, servis tabakları, çatal bıçak vs..

 Burada adet böyle değil!..

Masaların üstü bomboş… Oturuyorsunuz, ilk önce içeçek siparişi alınıyor ve servis yapılıyor. Sonra ne istediğinizi söylüyorsunuz, o kadar. Bizde ki gibi salata, meze, ara sıcak gibi şeyler yok. Garson sizi onu da, bunu da ister misiniz diye sıkıştırmıyor, mönü elinizde ne seçtiyseniz sadece o geliyor. Bu arada çoğu yerde mönülerde ingilizce bilgi yok. Hırvatça da pek anladığımız bir dil olmadığı için yemek seçimi biraz zor oluyor.
Siparişi verdikten sonra, masaya bir tabak içinde kaç kişi iseniz o kadar çatal, bıçak ve peçete geliyor. Servisi kendiniz yapıyorsunuz. (Sadece adalar da yemek yediğimiz butik restoranlarda bu hizmetleri garsonlar yaptı).

Arkadaşlar, bu ülkede kağıt peçete çok kıymetli. Diyelim verdikleri peçeteyi kullandınız, garsondan peçete istediniz. İki kişiniz, size soruyor bir tane mi, iki tane mi? Eğer bir tane derseniz bir tane daha peçete veriyorlar o kadar. Tuz, karabiber, ekmek isterseniz geliyor, yoksa masanın üzerinde servis edilmiyor. Herşeyi tek tek istemek gerekiyor. Hatta self servis yapılan yerlerde ekmek, ketçap, mayonez için de ayrı para ödüyorsunuz.
(Üstelik su da çok tasarruflu kullanılıyor. Tüm otellerde, restoranlarda, toplu yaşanan yerlerde klozetlerin sifonları ayarlı. Ağacın, suyun bu kadar bol olduğu ülkede bir tane kağıt peçetenin bile bu kadar kontrollü kullanılması, bize ne kadar müsrif davrandığımızı düşündürmedi desem yalan olur doğrusu.)

 Ama yemekleri, özellikle pizzaları şahane. Porsiyonlar çok kocaman, fiyatlar çok uygun. Nerede yemek yesek çok memnun kaldık. Yemekler hafif, lezzetli ve az yağlı. Bira ve dondurma çok ucuz, cola ve su en pahalı içecek. Deniz kenarı yerlerde olunca insan balık arıyor, ama pek balık yok. Sadece ton ve somon balığı var. Balık fiyatları da bayağı pahalı. Ama kalamar hem bol, hem de çok ucuz. Kendilerine özgü içi marmelatlı börekleri çok meşhur, çok da lezzetli. Hamuru şekersiz olduğu için çok tatlı değil. Günün her saati yemeğe çok uygun. Heryerde bulmak da mümkün. Hırvatların en çok tükettiği yiyeceklerden. İtalyanlar çok geldiği için makarnaları çok güzel ve çeşitli.

Yemek kısmını da geçtikten sonra biraz da adalar ve denizden bahsedeyim. Adalar çok güzel. Küçük güzel evlerden oluşmuş yerleşim yerleri çok düzenli. Heryer gibi adalarda çok temiz. Ulaşım rahat ve düzenli. Yalnız biraz pahalı. Özellikle şehirlerarası ulaşım. Şehirlerarası seyahatlerde bizdeki gibi ikramlardan filan vazgeçtik, bir adet çanta için bile ayrı bagaj ücreti alınıyor.

Küçük marinalar güzel yatlarla dolu. Hele Hvar adasında bir villa büyüklüğünde şahane yatlar demirlemiş. Heryerden denize girilebiliyor. Özellikle plaj aranmıyor. Günübirlik gidilen, çok güzel bakir adalar var. Bir çoğunda sadece bir iki restoran dışında hiçbir şey yok. Restoranlarda, ağaçların arasına hiç doğayı bozmadan inşa edilmiş. Matlarla veya havlunuzla dalgaların şekillendirdiği kayalarda oturuyor ya da güneşleniyorsunuz. Deniz genellikle taşlık, kum yerler çok çok az. Bizdeki gibi upuzun kumsal sahiller, altın rengi kumsallar aramayın. Ama deniz serin, pırıl pırıl. Sahillerde öyle şezlong, şemşiye yok. Çünkü sahille orman iç içe. Güneş fazla geldiyse iki adım arkaya gidip, ağaç altına oturabilirsiniz. Denizle orman arasında hiçbir şey yok. Denizin bittiği yerde ormanlar başlıyor. O kadar güzel ki. Bakmaya kıyamıyorsunuz. Tabii ki en güzel tarafı da kalabalıktan uzak olmanız.

Tatilimizin 1-2 gününü şehirler arası ulaşımla geçirmiş olsak da, güzel bir tatil geçirdik. Bazen gezdiğimiz yerlere bakıp biz daha iyilerine sahibiz diye düşünürken, bazen de niçin sahip olduğumuz güzelliklerin kıymetini bilip, koruyamıyoruz diye düşünsem de herkese tavsiye edeceğim bir tatil yeri. Hırvatistan’ı gördükten sonra, hem bireysel hem de ülke olarak ne kadar bolluk içinde, refah içinde modern bir yaşam sürdüğümüzü gördüm. Tabii bu görüş, Amerikayı görsem muhakkak ki tam tersi olacaktır.

 Her tatil güzeldir…

 Ama bana tatilin en güzel tarafını sorarsanız, oğlumla başbaşa tatil yapmak, birbirimizle tüm günümüzü paylaşmak, eğlenmek, yüzmek, sohbet etmek, beraber karar vermek, sırt çantamızla otobüse, feribota yetişmek, akşam yemeğimizi yerken bir kadeh şarap eşliğinde gelecekten bahsetmek diyebilirim.

 Onunla birlikte daha önce geçmişte yapamadığım, plansız, programsız, başına buyruk bir tatil yaptım. Daha dün ben O’nu parka götürürken, şimdi canım oğlum büyüyüp de beni tatile götürmüş. Bu ilk sırt çantalı tatilimizdi, madem başardık, sorun yaşamadık başka yerleri de böyle gezip görmek isterim. Bu da oğluma bir duyurudur. Umarım dikkate alır…

Oğlumla başbaşa geçirdiğim böylesi güzel bir tatil tüm annelerin başına…

 Herkese sevgiler…

 Vahala…*

 (Ulaşım, şehirler arası mesafeler, yeme içme, konaklama bilgileri ve fiyatlarını yazdığım “Sırt çantasıyla Hırvatistan ve Dalmaçya sahilleri rehberi” yazısında bulabilirsiniz.)

 * (Hırvatça teşekkür ederim demek)

Aslı Balakin
zencefil61@hotmail.com

 

 giris_resmi2.jpg

  sg_plaj.jpg

 

Yazarın diğer gezi yazıları www.dokuzuncubulut.com

About author

BUNLARDA İLGİNİ ÇEKEBİLİR

1 Comment

  1. nursen 09 Haziran 2009 at 23:48

    cesaretinize hayran kaldim ama gittinize deymis cok guzel resimler sizlere boyle guzel yerleri gosterdiniz icin tesekur ederim….

Leave a reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *