Göbeklitepe Evrim’i Çürütüyor

Göbeklitepe Evrim’i Çürütüyor

İlk insandan günümüze bütün insanlar varoluşunu sorgulamışlardır. Var edeni arama peşinde koşan insan yaratıcıyı yukarıda kabul ettiği için yükseklere çıkmıştır. Bu sebeple çoğu peygamber, veli, düşünür dağların yükseklerinde kafasındaki sorulara cevap aramıştır. İnsan bazen yüksekteki yaratıcıya ulaşmak için dağların zirvelerine tapınaklar yapmış, bazen de nemrutlaşan nefsini yukarı taşımak için zirvelere kendi heykelini dilmiştir.

 

Şanlıurfa’da ortaya çıkan Göbeklitepe tapınağı yukarda kabul edilen yüce yaratıcıya daha yakın olmak için yapılmış mabetlerden biri olarak karşımıza çıkıyor.

 

Peygamberler şehri Şanlıurfa’nın gizemli coğrafyasında kadim milletlerin bıraktığı tarihi ve kültürel mirasın peşinden koşan çok sayıda kültür meraklısının en yeni adresi hiç şüphesiz bugünlerde Göbeklitepe oluyor.

 

Bizlerde bu gizemli mabedin cezbesine kapılarak Şanlıurfa yollarına düştük. Aracımızı Şanlıurfa’nın Mardin çıkışından Göbeklitepe tabelanın gösterdiği yöne sürdüğümüzde içimizi bir heyecan dalgası sardı. Kıvrılarak ilerleyen yollun sonunda dağın tepesine yükseldik. Dağın yüksekliğinden aşağıya baktığımız da tüm Harran Ovası bin bir renkten dokunmuş kilim gibi ayaklarımızın altına serildi.

 

İlk adımımızı attığımız yer tepeye adını veren bir göbekli taş oldu. Taşın içi delik olduğu için göbeğe benzetilmiş, bu sebeple kazı yapanlar tarafından buraya Göbeklitepe ismi verildiği belirtiliyor.

 

Bugün yöresel giysisi ile gelen misafirleri karşılayan, Göbeklitepe’nin mülk sahibi amca Göbeklitepe’nin tarlaları olduğunu, amcasının tarlayı sürerken sabana takılan bir taşı Şanlıurfa müzesine götürdüğünü ve Müzeyi gezen Alman arkeolog Harald Hauptmann bu eserin çıktığı yeri merak etmesi ile Göbeklitepe’nin keşfedildiğini anlatıyor.

 

Bu konuda kaynaklar ise Şanlıurfa bölgesinde ilk araştırmalar 1963 yılında İstanbul ve Chicago üniversitelerinin işbirliği ile hazırlanan “Güneydoğu Anadolu Bölgesi Araştırma Projesi” araştırmalarında tespit edildiğini yazıyor.

 

1995 yılında Alman arkeolog Harald Hauptmann tarafından yüzey araştırması yapılmış, 1996-2006 yılları arasında Alman arkeolog Klaus Schmidt danışmanlığında kazılar yapılarak bugünkü bulgular elde edildiği kaynaklara yansıyor.

 

Kazılardan öncede bölgedeki halk burayı ziyaret yeri olarak kullanmış. Geniş bir alana yayılmış sit alanı bölgesi çember içerisine alınmış. Mabedin çıkarıldığı yerde dev taş kütleleri görüyoruz.

Yontulan taşların üzerinde hayvan figürleri işlenmiş. Buluntuların arasında taşlara işlenmiş kabarma hayvan figürleri içerisinde, Ağzı açık ve dişleri keskin kurt kafaları, yaban domuzu, turna, leylek, tilki, ceylan, yabani eşek, yılan, akrep, yabani koyun, aslan, örümcek dikkat çekiyor. Erkeklik organları da abartılı olarak taşa kabartma olarak işlenmiş.

 

Taşların üzerine hayvanlar dışında bitki, gök cisimleri figürlerinin olmaması o devrin inanç yapısında hayvanların büyük bir yer tuttuğuna yorumlanıyor.

 

DÜNYADA İLK MABET GÖBEKLİ TEPE

 

Yapılan kazılar sonrasında Göbeklitepe 11.500 yıl öncesine dayanan tarihi ile dünyada ilk mabet olarak arkeologlar tarafından tescil edildi. Göbeklitepe kazılarındaki bulgular arkeoloji ve dinler tarihi kitaplarının da yeniden yazılmasına sebep oldu.

 

Arkeologlar dinlerin başlangıcı noktasın da Göbeklitepe’ den önce ilk mabet olarak Malta’daki M.Ö 5000’li yıllara dayandırılan mabet kabul ediyorlardı.

 

İngiliz yazar David Rohl Efsane/Legend adlı eserinde ilk insan Hz Âdem ile Hz Havva’nın cennetten atıldıktan sonra Göbeklitepe ’de buluştuğunu yazıyor.

 

Görünen o ki inanmak ilk insandan günümüze her kavmin ve her var olan insanın ihtiyacı olarak gelmiş. Her insan kâinatın tasarımcısını bulmak ve ona teşekkür etmek için mabetler yapmış.

İLK HEYKELLER GÖBEKLİTEPEDE

Dinler tarihi ve arkeolojik tarihi yazgıyı değiştiren Göbeklitepe,(T) şeklindeki taşlar üzerine işlenen hayvan figürleri ile bilinen ilk heykeltıraşlık ve plastik sanatlar örneği olarak kabul ediliyor. Bizle de dünya sanatının yenisi bulunana kadar ilk örneklerini burada görmüş oluyoruz. Heykel tıraşlarını görmesek de 11.500 önce ellerindeki kısıtlı (!) aletlerle ortaya çıkardıkları eserler onların sanatta vardıkları noktayı gösteriyor.

GÖBEKLİTEPE EVRİMİ ÇÖRÜTÜYOR

 Dikkatimizi çeken bir noktada gözlerden ırak tutulsa da Göbeklitepe bulguları evrim teorisinin ölümsüz savunucularını da ters köşe ediyor.

İngiliz biyolog ve doğa tarihçisi Charles Robert Darwin, İnsan dâhil tüm canlı türlerinin doğal seçilim yoluyla bir ya da birkaç ortak atadan evirildiğini öne sürmüş ve o günün şartlarına göre bu teoriyi destekleyen pek çok kanıt sunmuş, bilim çevrelerinden bir kısım insanlar bunu hararetle savunmuş/savunmaktadır.

Ancak bundan 11.500 yıl öncesi bir mabette bulunan onlarca hayvan figürü çeşitliliği ve bugünkü yaşayan hayvanlarla tıpa tıp benzemesi ile evrim teorisini ’de yerle bir ediyor. Bugün bir çırpıda sayabileceğimiz leylek, yılan, aslan, tilki, kurt… Onlarca hayvan figürü daha bugün çizilmiş gibi hayvanların özeliklerini yansıtıyor. Görülen o ki 11.500 yıl önce tilki ne ise bugünde aynı kurnazlıkta. Yılan o gün bugündür sürünüyor. Aslan eski ihtişamını kaybetmemiş. Leylekler hala gökyüzünde uzun gagaları, uzun bacakları ve kanatları ile uçuyor.

11.500 yıl önce kayalara resmedilen hayvan türleri bir seleksiyona uğrammış. Hayvan türleri için ara bir türe örneklik teşkil edecek bir bulguda çizilen hayvan figürleri arasında bulunmuyor. Göbeklitepe kabartmalarındaki her bir hayvan figürü gözle görülür şekilde bugünkü şekli ile aynı fiziksel özelikleri taşıyor.

Tarihin yeniden yazılmasına sebep olan Göbeklitepe yeni kazılarla ve bölgede yapılacak sosyal tesislerle Türkiye ve Şanlıurfa turizmine artı değer katacak bir potansiyele sahip görünüyor.

Harran ovasının derinliğinde güneş kaybolurken Urfa’nın etrafı dumanlı dağlar türküsü alıp uzaklara götürüyor bizi. Şöyle değiştirsek olur mu bilmem bu türküyü “Urfa’nın etrafı mabet dolu dağlar/ Urfa’ya gelen görür, dinleyen anlar.”

About author

BUNLARDA İLGİNİ ÇEKEBİLİR

2 Comments

  1. Ömer 16 Şubat 2016 at 17:50

    Göbeklitepe’nin evrimi çürüttüğü hatta yerle bir ettiği konusundaki cehalet dolu yazınıza hayret etmemek elde değil. Sizin sadece evrimden değil tarihten de haberinizin olmadığı aşikar.
    Kardeşim, ayağa kalkmış iki ayağı üzerinde durabilen ve yürüyen insan yani homo erectus bundan 150 bin yıl önce var, sonrasında evrimleşen bugünkü düşünen insan, yani homo sapiensin varlığı ise 70 bin yıl önceye dayanıyor. Evrim dediğiniz şey yüzbinlerce milyonlarca yıl süren bir süreç. Yok efendim 11 bin yıl önce tilki aynı tilkiymiş, yılan aynı yılanmış, öyleyse evrim yokmuş… Vay bee, bilim de bu kadar kolay değil mi, iki dakikada çözmüşsünüz olayı, maksat olayı illa bir yaradana bağlayıp evrimi aklınız sıra çürütmek. Kim söyledi nerede yazıyor türlerin beş on bin yılda bir değiştiğini evrimleştiğini? Evrim öyle kolay birşey mi? 70 bin yıl önceki insan bile hala aynı insan kardeşim, tilkiyle yılan aynıymış.. Bu denli saçmalama hakkını nereden alıyorsunuz?
    Yaradana inanın inanmayın, bilimi çürütemezsiniz yerle bir edemezsiniz… Şu taşlara 11 bin yıl önce şekiller oymuş, resmetmiş ilkel insanlar kadar bile kafanız çalışmıyor. Eminim ki bundan 100 bin yıl sonra buralarda dolaşan insanlara baksak sizinle pek farkları olmaz, zira sizin evrimleşmeniz de zor, en azından aklen ve fikren namümkün…
    Okuyun kardeşim okuyun, ikra diyor bak ikra !!! TV karşısında oturmakla, kahvede oturmakla olmuyor bu işler…
    Evrim teorisi yerle bir olmuşmuş…Peh peh peh…

  2. Emre 29 Haziran 2017 at 21:46

    Ömer Bey, ağzınıza sağlık. Göbeklitepenin curuttugu tek sey semavi dinlerdir.

Leave a reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *