Bursa’nın Feneri Molla Fenârî

Her Sokak Bir Başka Güzel:Nefis direnirse, yönünü yokuşa sürmek gerekir Bursa sokaklarında. Biz de nefsimize inat düşüverdik Bursa yokuşlarına. Eski Bursa sokaklarında, zaman donmuş, mekân değişmiş gibi geçmişin gölgeleri düşer peşimize…

Her yokuş sonunda, bir düzlükte, bir camii avlusunda şimdi ayağa kalkacakmış gibi bir padişah yatar, tüm heybeti ile türbesinde. Bir başka sokakta gönül sultanları, Allah dostlarının fani mekânlarını görmek mümkün.

Dar sokakların parke döşeli yokuşlarında, yokuşa tutunmuş evlerin pencerelerinden yeşile gülümseyen gözlerin tebessümü düşer sokağa. Çocuk sesleri arasına karışan seyyar satıcıların seslerini duyunca, öte sokaktan üzerinde kaftanı, ayaklarında nefisten ayakkabısı ile Bursa Kadısı Aziz Mahmud Hüdai Hazretlerinin “Ciğer var, taze ciğer!” nidasını duyacak gibi oluyor insan.

Bir sokak arasında, yüreğimize kadar hissedebileceğimiz, somun fırınından yayılan koku, bizi aradığımız dosta yaklaştırır gibi oluyor. Somuncu Baba’nın fırınından ekmek alan Molla Fenârî Hazretlerine rastlayacakmış gibi hissediyoruz kendimizi.

Karanlıkta yolunu bulmak için bir küçük ışık arayan insan gibi aradığımız ışığı soruyoruz yoldan geçenlere. Bizi yokuşa doğru dar bir yola yönlendiriyorlar. “Yolu takip edin, o sizi aradığınız ışığa Molla Fenârî’ye götürür” diyorlar. Yollun solunda insanların çok rağbet ettiği ve işin ticarete döküldüğü “Tezvezir” ismi ile meşhur olmuş bir türbe var. Türbe sokağı canlı bir şekilde süslenmiş. Ve ferahlanmak isteyen genelde buraya koşuyor. Öyle ki burayı işletenler işi mesaiye dökmüş.

Bir Sıcak Somun Yok Artık

İsteklerini, direk türbede yatan veliyullahtan isteyenleri görünce, içimizde bir burukluk hissediyoruz. Onların Hak katındaki yüksek derecelerini duaya vesile etmek yerine, direk onlardan istemek hurafesine kapılmışları görünce üzülüyoruz. Oysa her şeyi yapan, istekleri yerine getiren Allah’tır. Allah’tan istenmelidir. O büyüklerden değil de onların hatırına Allah’tan istemek gerekir. Doğrusu bu, diye düşünüyor ve biz yolumuza devam ediyoruz.

Yokuş daha da dikleşiyor. Yokuşun orta yerlerinde Molla Fenârî Hazretlerinin dostu Somuncu Baba Hazretlerinin yaşadığı eve ve ekmek pişirdiği fırına uğruyoruz. Kimi fırında ekmek pişerken, bu fırında nice Allah Dostları pişmiş. Gönüllere aş, hastalıklara şifa olmuşlar.

Osmanlı devletinin ilk Şeyhülislamı olan Molla Fenârî ile Somuncu Baba’nın yolu, Bursa Ulu Camii’nin açılışında kesişir. Cami yapımında işçilere somun taşıyan bir kişi olarak sıradan bir somuncu gibidir. Varlığından, işin erbabı dışında pek kimsenin haberi yoktur. Emir Sultan’a ilk hutbeyi okumasını padişah emreder.

 

Cuma vakti geldiğinde, Emir Sultan Hazretleri; “Bu caminin açılış hutbesini okumaya layık kişi Somuncu Baba’dır” diye kendisini gösterir. Somuncu Baba (ks) orada, hutbede Fatiha Suresini yedi farklı şekilde tefsir eder. Bunu dinleyen Molla Fenârî de bu yorumlardan çok etkilenir. Namazdan sonra hemen evine giden Somuncu Baba Hazretlerini ilk ziyaret eden Molla Fenârî olur. Bu ziyaretinde ona: “Bugünlerde Fatiha Suresinin tefsirini yapmak istiyordum. Fakat anlayamadığım bazı yerleri vardı. Bu hutbenizle anlayamadığım yerleri açıklamış oldunuz.” Deyince Somuncu Baba Hazretleri ona dua eder. Molla Fenârî Hazretleri yazdığı bir cilt büyüklüğündeki Fatiha tefsirinde, Somuncu Baba’nın kendisine açtığı kapılardan yol alır.

Sırrı ortaya çıkan Somuncu Baba Hazretleri, şehri terk etmeye hazırlandığında, bunu haber alan Molla Fenârî kendisini yakalayıp, Bursa’dan ayrılmaması için ısrar eder. Somuncu baba kararlıdır gitmeye, maneviyattan ne işaret almıştır bilinmez. Mola Fenârî, “Bari bu şehir için bir dua edin” der.

Somuncu Baba Hazretleri Bursa’ya döner, feyizli ve bereketli bir şehir olması ve yeşil olarak kalması için dua eder. Bursa’nın Ankara çıkışında Dua Çınarı olarak adlandırılan yerde, bu çınar hala durmaktadır. Bu duanın bereketiyle olsa gerek, her daim yeşildir Bursa.

Bir Yalnızlık Zirvesi

Fırında artık ekmek pişmiyor, Somuncu Baba Hazretleri bu diyarı terk edeli asırlar olmuş. Nede olsa, Mola Fenârî’ler, Somuncu Baba arayışı peşindeler. Fırından ayrılıp dikleşen yokuşa tekrar kendimizi veriyoruz. Nerede ise Bursa şehrinin en yüksek yerlerinden birisine geldiğimizde, ahşap evlerin yoksul bakışları arasına sığınmış, küçük bir mescit çarpıyor gözümüze. Küçük, dolgu tuğlalarla örülmüş bir minare, altında küçük bir mescit, arkasında medrese, küçük avluda şadırvan, avluda kurumaya yüz tutmuş yaşlı bir ağaç ve avlunun bir köşesinde dostları ile uzanmış Bursa’yı izleyen Molla Fenârî…

Şanlı ve ihtişamlı Osmanlının ilk Şeyhülislamı, aynı zamanda büyük bir İslam alimi olan Molla Fenârî Hazretleri son derece mütevazi bir kabre sahiptir. Mescidin kenarına sığınmış küçük bir mermer mezarı vardır. Kabrinin üstü açık olup, mezar taşı, mensubu bulunduğu Zeyniyye tarîkatının sembolü olan baklava dilimi şeklindedir.

Gün yerini akşama bırakırken, karanlığa gömülen şehirde ışıklar bir bir yanmaya başladılar. Bu hüzünlü tepeden karanlığın içinde kaybolan gölgelere bizler de karıştık. Bursa’da hala ihtişamlı türbelere inat, sade bir tepede yolunu kaybedenlere bir deniz feneri gibi Molla Fenârî yol göstermeye devam ediyor.

Ekmek Endişesi

Babası Muhammed Hamza, zamânının büyük velîlerindendi. Molla Fenârî küçük yaşta babasından tasavvuf yolunu öğrenmeye başladı. Mevlânâ Alâüddîn Esved, Şeyh Cemâleddîn Aksarâyî, Şeyh Hamîdüddîn-i Kayserî’den ve zamânında bulunan diğer birçok büyük âlimden ders okudu. İlim tahsili için Mısır’a gidip, orada bulunan meşhûr Hanefî fıkıh alimi Kemâleddîn-i Bâbertî’den ilim öğrendi.

Öğrencilerinden biri şöyle anlatır: “Bir defasında hocam Molla Fenârî ile yemek yiyorduk. Yemek bitince bana bir ekmek uzatıp ‘Al bunu sakla’ dedi. Yemek yediğimiz halde bana bu ekmeği vermesinin hikmetini düşünmeye başlamıştım. Bu sırada bana ‘Faydasız düşüncelerden kalbi muhafaza etmek lâzımdır!’ buyurdu.”

“Sonra yolculuğa çıktık ve bir tanıdığımın evinde misafir olduk. Misafir olduğumuz evin sahibinin sıkıntılı bir halde olduğu görülüyordu. Hocam ona ‘Niye üzülüyorsun?’ diye buyurdu. O da ‘Bir kâse sütüm var, fakat süte banıp yemek için ekmeğim yok. Ona üzülüyorum’ dedi. Hocam bana dönüp ‘İşte, acaba ne için ayırıyoruz? diye düşündüğün ekmek bu iş içindi, ver sahibine yesin.’ buyurdu.”

‘Gecikmeyi Telafi Eden Adalet’

Osmanlıların ilk Şeyhülislamı Molla Fenârî, Şeyhülislam olmadan önce Bursa kadısı idi. Onun kadılığı sırasında bir adam pazardan bir at satın aldı. Fakat alış-verişin hemen arkasından atın hasta olduğunu fark etti. Geri vermesi gerekiyordu ama satın aldığı adam zorluk çıkartır, atın hastalığını kabul etmez, diye önce kadıya gidip resmi kanaldan işi sağlama bağlamak istedi. Mahkemeye gittiğinde kadıyı (Molla Fenârî) yerinde bulamadı. İşini ertesi güne bıraktı. Fakat at o gece öldü.

Adam ertesi gün olanları kadıya anlattı, mağdur olduğunu, ne yapması gerektiğini sordu. Molla Fenârî: “Senin zararını ben ödeyeceğim” dedi. Adam hayretle kadıya baktı; “Niçin siz ödeyeceksiniz, konuyla hiçbir ilginiz ve suçunuz yok ki…” dedi. Molla Fenârî; “Evet öyle görünüyor ama aslında benim de suçum büyük. Eğer sen dün makamıma geldiğinde ben yerimde olsaydım, olaya müdahale eder, atı geri verdirir, paranı iade ettirirdim. At da sahibinin elinde ölmüş olurdu. Bu imkân şimdi yok olmuştur. Senin zararına benim makamımda bulunmamam sebep olduğu için zararını ben ödeyeceğim” dedi ve ödedi.

 

Padişahın Şahitliğini Neden Kabul Etmedi?

Tarih bazen yalanları ve iftiraları yanında taşır. Özelikle Osmanlı Padişahlarına ve onların şahsında temsil ettikleri dine saldırmayı adet edinenler “Yıldırım Beyazıt içki içtiği için” Molla Fenârî tarafından bir davada şahitliği kabul edilmemiş denir. Şahitliği kabul edilmemiştir, bu doğrudur. Ancak sebebi içki değildir. Molla Fenârî, Yıldırım Beyazıt Han’ın şahitliğini, namazlarda padişahın cemaatle görülmemesi sebebiyle reddetmişti. Bunun üzerine, Yıldırım Beyazıt Han hemen oturduğu sarayının yanına bir cami inşa ettirerek, namazlarını cemaati terk etmeden kılmaya başlamıştır. (Ahmet Akgündüz; “Bilinmeyen Osmanlı”, OSAV Yayınları, İstanbul.

Gözlerini Efendimiz (sav) Tedavi Etti

Molla Fenârî Hazretleri ipekçilikten çok iyi anladığından, kendisine yetecek parayı sağlamak için bu işle uğraşır ve yiyeceği, giyeceği için lâzım olan parayı kendi emeği ile kazanırdı. Molla Fenârî’nin ömrünün sonlarına doğru gözleri görmez olmuştu. Bir süre sonra, bir gece rüyasında Peygamber Efendimiz (sav)i gördü. Peygamber Efendimiz, ona Kur’ân-ı Kerim okumasını söyleyince, cevaben bunun mümkün olmadığını, gözlerinin görmediğini söyler.

Efendimiz (sav), mübarek hırkasından çıkardığı bir pamuğu onun gözlerine sürer. Molla Fenârî Hazretleri, uyanınca bu pamuğu gözlerinin üzerinde bulur. Pamuğu kaldırınca görmeye başlar. Allah-u Tealâ’ya hamd ve şükrünün artmasına sebep olan bu olaydan sonra, pek çok eserler yazdı. Bu yazdığı eserler, sonraki asırlarda medreselerde ders olarak okutulmuştur.

Neden ‘Fenârî’ İsmi?

Bir rivayette, Fener köyünde doğmuştur. Babası Hamza (Hızır) bey, fenercilik sanatı ile meşgul olduğu için Fenârî ismiyle ünlenmiştir.

Bir başka rivayete; “Güldeste-i Riyaz-i İrfan” adlı yazma eserin kenarındaki bir nottan anlaşıldığına göre, Molla Fenârî Hazretlerinin Emir Sultan Hazretlerine takdim ettiği bir fener nedeniyle, Emir Sultan Hazretleri tarafından “Fenârî” lakabı verildiği anlaşılmaktadır. Son yapılan araştırmalara göre ise Maveraünnehir bölgesinde, bu adla anılan bir köyde doğduğu anlaşılmaktadır. (Mustafa Aşkar, “Molla Fenari’nin ‘Şerhu Dîbaceti’l-Mesnevî’ Adlı Risâlesi ve Tahlili”, Tasavvuf İlmî ve Akademik Araştırma Dergisi, Ankara, 2005, Y. 6, S. 14, ss. 83-102.)

ESERLERİ

Eserlerinin en önemlilerinden biri, bütün ilimlerden söz eden ve ansiklopedik bir eser olan “Enmuzecul Ulûm”dur. Bunun yanında Molla Fenârî Hz.lerinin 100’ü aşkın eseri olup, meşhurları şunlardır: Şerhu Ala Nusûs-i liş Şeyh Sadreddin Konevî, Tefsir-i Fâtiha (Ayn-ul Uyûn), Usûl-i Bedâyi li Usûli-ş Şerayi, Risâle fî Beyân-i Vahdet-i Vücut, Hâşiye-i İsâgocî, Hâşiye-i Câberî, Şerh-u Metni Ferâiz-i Secâvendî.

YOL NOTLARI

* Molla Fenârî Hazretleri, 1419 yılında Hicaz’a giderek Hac vazifesini yerine getirdi.
* 1424 yılında Sultan II. Murat Han, onu ilk Şeyhülislâm olarak tayin etti.
* Bursa’nın Ankara çıkışında “Dua ağacı” olarak adlandırılan Molla Fenârî ile Somuncu Babanın vedalaştığı çınar halen durmaktadır.
* Molla Fenârî türbesini ziyaret ederken mutlaka Somuncu Baba’nın yaşadığı ev ve Fırın görülmelidir. (Molla Fenârî türbesine 200 m. uzaklıkta)
* Bursa ve İstanbul’da Molla Fenârî adına yapılmış camiler vardır.
* Medîne-i Münevvere’de iken, orada vefât eden büyük pîr Şâh-ı Nakşibend’in halîfesi Muhammed Pârisâ’nın cenâze namazında bulundu.
* Şeyhülislamlık, müderrislik ve kâdılık yapan Molla Fenârî’nin asıl mesleği kazazlıktır (ipekçilik).
* Molla Fenârî, tasavvufta Zeyniyye tarîkatına mensup idi.

Nasıl Gidilir?

Bursa’da Keşîş Dağı eteğinde, Maksem adı verilen semtte yaptırdığı mescidin yanındadır ve ziyâret edilmektedir. Kabri, Bursa’nın en yüksek semtinde bulunmaktadır. Bursa’da diğer türbelerin aksine, Fenârî Hazretlerinin türbesi çok az kişi tarafından bilinir.

 

MOLLA FENÂRÎ KİMDİR? (1350-1430)

Asıl adı Şemseddin Muhammed bin Hamza bin Muhammed İbnu’l Fenârî er-Rûmidir. Molla Fenârî, Osmanlıların ilk Şeyhülislamıdır. Yüzden fazla eser yazmış bir bilim adamıdır. Babasının adı Hamza (Hızır)’dır. 1350’de doğdu. Nerede doğduğu kesin olarak belli olmamakla birlikte Maveraünnehir’den olduğu tahmin edilmektedir. İlk öğrenimini bitirdikten sonra, döneminin en büyük bilginleri olan Alâeddin Esved ve Cemaleddin Aksarayî’den ders aldı. Onda ilme karşı büyük bir aşk vardı. Din bilgilerini öğrendikten sonra, diğer bilimler alanında da çalıştı. Özellikle astronomi ile matematik alanında kendisini yetiştirdi.

Molla Fenârî daha sonra medreselerde müderrislik yapmaya başladı. Bursa’da, Hicaz’da ve Mısır’da çeşitli medreselerde dersler okuttu. İlim alanında ünü yayılmağa başladı. Çelebi Sultan Mehmet onu Bursa’ya çağırdı. II. Murad, onun bilim alanındaki gücünü takdir ederek 1424 yılında, Osmanlılarda ilk defa Şeyhülislamlık görevine getirdi. Altı yıl kadar bu görevi yürüttü. Sonra Hicaz’a gitti. Dönüşte Bursa’da 1430 yılında öldü.

Fenârî Hazretleri, zamanının en güçlü ve büyük bilginlerindendi. Faziletli, sağlam karakterli, yüksek ahlaklı üstün bir insandı. Hayatı kitaplar arasında geçmişti. Kütüphanesine on bin cilt kadar eser vardı. Bunların birçoğu dini konulara değinen şerhler, tefsirler ve haşiyelerden oluşmaktaydı. Mola Fenârî birçok değerli insanlar yetiştirdiği gibi, bilim, ahlak ve fazilet bakımından çevresindekilere örnek olmuş büyük bir insandı.

Nasihatlerinden Bazıları

• “Bir kimse bütün ilimleri kendinde toplasa, Allah-u Tealâ’nın rızasına uygun hareket etmedikçe kurtulamaz.”
• “Önceden Allah-u Tealâ’nın adını dile getirip, O’nu övmeden mübarek bir işe başlayan kimse, cılız bir kuş gibidir. Uçmaya güç yediremez. Gayesine ulaşmadan kanatları kırılır, bir daha kalkmayacak gibi yere düşer.”
• “Önce kendinizi değiştirin. Çünkü kendiniz değişirseniz; aileniz değişir, aileniz değişirse çevreniz değişir, çevreniz değişirse ülkeniz değişir, ülkeniz değişirse dünya değişir.”

About author

BUNLARDA İLGİNİ ÇEKEBİLİR

Leave a reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *