Bir Küçük Bahçe

Bir Küçük Bahçe

Bilineni yazmak zordur. Az bileni yazmak daha da zor. Çoğu gezgin yeni şeyler keşfetmek adına eskilerin gittiği yollara düşerler. Bazen geçmiştekileri tekrardan öte bir adım atamazlar.
Oysa tenhalarda kalmış,  ıssızlığın rengine bürünmüş ne güzel yöreler vardır. Ne görülmemiş sular, ne aşılmamış dağlar, ne gülü koklanmamış bahçeler vardır.

Gâvur dağlarının arasına sığınmış böyle bir yere rotamızı döndürdük. Dağların kıvrımları arasında yeşil mi yeşil bir küçük şehir, Bahçe. Osmaniye ile Gaziantep arasında dağların gizemine sığınmış/sıkışmış bir küçük belde burası. Bahçe’ye varmak o kadar kolay değil eski yol kıvrım kıvrım. Şimdilerde otobanlara açılan devasa tüneller ulaşmak mümkün.

Yaz sıcağının zirveye çıktığı günlerden bir günde yola çıktık. Bahçeye vardığımızda gözleri nemli bulutlar, başı dumanlı dağlar karşıladı bizi.

Bir dostun balkonundan baktık önce şehre. Dağların arasındaki düzlüğe yer yer dağ yamaçlarına serpilmiş küçük evler karşıladı bizi. Evlerin en büyük özelliği çoğunda çatı olmaması. Çatı katlarında tavan yerine asmadan yapılmış kamelyalar var. Evlerin bahçelerinden yükselen asmalar çatıya uzandıklarında onlar için kamelya benzeri yerler yapılmış. Hem altında gölgeleniyor, hem de üzümünden yararlanılıyor. Bu görüntüye baktığımızda çatılar üzüm bağları gibi duruyor karşımızda.

Şehir genelde tenya bir yalnızlık yaşıyormuş kış mevsimlerinde. Yayla havası olan Bahçe’nin nüfusu dışarıdan gelen gurbetçi Bahçelilerle yaz aylarında en çok sayıya ulaşıyormuş.

Daha çok emeklilerin ve yaşlıların dinleti yeri olmuş bu küçük ilçe. Alanının darlığı, tarıma ve hayvancılığa elverişsiz arazisi ile gelişmesi zor bir yer. Batıyı, Güney Doğu’ya bağlayan yolların üzerinde olması sebebi ile önemini de her geçen gün korumuş. Yol güzergâhında olması nedeni ile birkaç büyük fabrikada kurulmuş. Bunlar şehrin ayakta durmasında büyük rol oynuyor.

Şehrin ana caddesinde dolaştığımız zaman küçüklüğün ve zarifliğin ince çizgilerini görebiliyoruz. Şehri ziyaret etiğimiz gün şehrin düşman işgalinden kurtuluşunun 89. yılı idi. Bir okul bahçesinde öğrenciler ve devlet erkânı ile küçük bir kutlamaya da şahit olduk. Gün içerisinde belirli aralıklarla atılan toplar özgürlüğün sevincini kutlar gibi arka arkaya patlayıp durdu.

Top atışlarının sesi tarihin sayfalarını da açmamıza sebep oldu. Şehir geçmişte çok sayıda medeniyetin egemenliğine kalsa da geçmişin izlerini şehirde görmek pek mümkün değil. Geçmişte askeri karakol olarak kullanılmış. MÖ 1000 yıllarından Karkamış eyaletine bağlı ileri bir kale harabesi üzerine kurulmuş. Şehir Sümerler, Persler, Romalılar, Bizanslılar, Abbasiler ve en son Osmanlılar hâkimiyetin de kalmıştır. 1920 yıllarda Fransızlar tarafından işgal edilse de halkın mücadelesi ile 3 Temmuz 1920 yılında zincirlerini kırmış.

Şehirde geçmişin izlerini, belediye meydanında bulunan Ağcabey Camiinde ancak görebiliyoruz. Cami, Türkmen Ağalarından Ağcabey tarafından 1809 yılında yaptırılmış. İnce zarif ve sade bir camii. Bahçe’yi geçmişi ile bağlayan bir köprü gibi şehrin merkezinde öylece duruyor.

Tarihi eserler az olsa da  şehirde belediyenin dar imkânları ile yapılmış çay bahçeleri dostların buluşma noktaları olmuş. Şehrin yamaçlarına surlara benzetilen çay bahçesi ise farklı bir hava katmış şehrin güzelliğine.

Havada ki oksijenin bolluğu, öğle vaktinin yaklaşması ile beraber acıktığımızı hissediyoruz. Burada yenilebilecek en güzel şey Alabalık.

Şehrin dar sokaklarından geçerek dağ yoluna düşüyoruz. Yol bir dereninin istikametinde ilerliyor. Yüksek ağaçların gölgelediği yollarda ilerliyoruz. Yollar uzadıkça dağların zirvelerinde ki yaylalara gidiyormuş. Biz ise Alabalık tesislerinin peşindeyiz. Dere boyunca uzanan küçük vadide üç tane Alabalık tesisi varmış. Bize en uzakta olanını önerdiler.

bahae3Dağların arasına sıkışmış köylerin önünden geçiyoruz.. Ağaçların arasında küçük düzlüklere küçük bahçecikler yapmışlar. Yokuşu, yeşili, iklimi ve bahçeleri ile köyler Karadeniz köylerini andırıyor.

Köylerin güzelliğine dalmışken alabalık tesislerinin yolunu kaçırdığımızı fark ettik. Bir geri dönüş yaparak vadinin arasında ağaçların içine sığınmış alabalık tesisine varıyoruz.

Tesisin sahibi Celil Ateş dede ağarmış sakallarının arasında çekingen dudaklarına yakışan tebessümle karşılıyor bizi. Dağların arasından başını taştan taşa vurarak akan derenin kenarına kurmuş tesisi. Balık havuzu, etrafında gökyüzüne başını uzatmış ağaçların gölgesinde kendi imkânları ve doğal kaynaklar kullanılarak yapıldığı belli olan sedirler. Sedirlerden en başta bulunan sedire herkim oturursa havadan mı dereden akan su sesinden mi bilinmez uykusu geliyormuş. Ve oracıkta uzanıveriyor insanlar sedire.

Balıklar sudan çıkartılıp odun kömürü üzerindeki ızgaraya atıldığında Celil dede ile sohbet dalıyoruz. Oturduğumuz masa eski bir değirmen taşı. Yöreye has sarı kirazdan ikram ediyor bize. Bahçenin kirazlarının kurtlanmadığını öğreniyoruz. Bahçenin yayla iklimi kirazların kurtlanmasını önlüyormuş.

Yüksek yaylalardan damla damla su toplayarak Bahçeye akan derenin sesine kulak veriyoruz. Ağaçların serinliğinde. Taşların arsından sevdasına kavuşmak için yürüyen aşık gibi akan su, başıboş bırakılmamış. Balık tesisleri ve  içme suyu fabrikaları kurulmuş. Yedi tane su fabrikası var suları güzel bu şehirde. Şişelere dolup ülkenin dört bir yanında sofralarımıza konuk oluyorlar.

Derenin ağaçların arasından taşlar üzerinden kıvrıla kıvrıla akan suyun rengi, objektifimize güzel kareler sunuyor. Fotoğrafçılar için güzel manzaralar var.  Patika yollarda dağlara yaylalara yürümekte mümkün buralarda yürüyüş meraklılarına da malzeme çıkar buralardan.

Balıklarımızı yerken yaylaların başında duman yükseliyor.  Güzel hava ağır ağır kapanıyor üzerimize. Yağmur bulutları inmek için yeryüzüne fırsat kolluyor. İstemeye istemeye kalkıyoruz. Dönüş yoluna düşüyoruz sonbaharı gelmiş yayla göçebeleri gibi.

Şehirden ayrılırken yağmur damlaları süzülüyor bulutların gözlerinden toprağın yanağına doğru. Geri gelin diye su döküyor sanki yollarımıza yağmur. Şehirden ana yola çıkarken, karşı dağın yüksekliğinde ki rüzgâr enerjilerinin kanatları el salıyor arkamızdan.

About author

BUNLARDA İLGİNİ ÇEKEBİLİR

Leave a reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *