Altı bin işçinin gece gündüz çalıştığı muhteşem eser, RUMELİ HİSARI

1Bazen kimler nelere ve olmayacak sandıklarımıza sebep olurlar. Aklımızda belki vardır da nasıllar yorar bizi! Öyle ya nasıl yapılacaktır, olabilir mi, olamaz mı?

Bütün düşüncüleri bir söz, bir haber bazende bir mektup harekete geçirtir. Bu bazen bir sevgiliden gelen müjdedir, bazen ruhunuzun bıkkınlığından kurtaran bir mesajdır.

Bazende yürekli bir papazın yazdığı Fatih Sultan Mehmet’e bir mektuptur.

 

Evliya Çelebi Rumeli Hisarı için:

İstanbul daha küffar elinde iken, tepenin başında bir kilise vardı. Kilisenin papazı ise gizlice Müslüman olmuş ve İstanbul’u fethedecek kumandanın Mahammed (Mehmet) isminde birisi olacağını kitaplarında okumuştu. Edirne’de ikinci Mehmet’in (Fatih) tekrar tahta çıktığını duyunca derhal gizlice bir mektup yazmış:

 

“İstanbul’u fethedecek olan Rasülüllah’ın övdüğü o güzel komutan sensin, buraya bir kale ve Akdeniz’in boğazında iki kale yapıp, İstanbul’a iki taraftan yiyecek ve giyecek yardımı girmesine müsaade edilmezse, kıtlık ve pahalılık olması muhakkaktır. Azametle edirne’den deniz gibi askerle bu bizim tarafa teşrif ediniz.”

 

Papazın sözlerini dikkate almak içinde yürekli olmak, mütavazi olmak ve söyleneni dinlemek gerekli.

Şimdilerde toplu olarak konuşup, toplu olarak dinlemediğinizden kayıplarımız her zaman var. Eskilerde hele ki Fatih Sultan Mehmet dönemlerinde konuşanı ve anlatılanı dinlemek gibi güzel bir erdem olduğundan, koskoca bir padişah, bir papazdan gelen mektubu dikkate almasından gelen heyecanı düşünebiliyor musunuz?

Elbette Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u almayı istiyordu, elbette bu konularda çalışmalar yapıyordu ve elbette Peygamber Efendimizin söylediği kutsal sözleri biliyordu.

Hazreti Muhammet:

“İstanbul mutlak fethedilecektir Onu fetheden komutan ne güzel komutan Onu fetheden asker ne güzel asker ” dememişmiydi.

 

Sultan Mehmet doğduğundan itibaren İstanbul’u alması için yetiştirilmemiş miydi?

Onun gönlünde hep İstanbul’u almak Mehmet isminin başına fetheden anlamında Fatih adının konmasını istemiyor muydu? İstiyordu ama ateş yandığında yangın olur, kıyametler kopar. Unutmamalı ki o büyük ateşi bir küçük kıvılcım ateşler.

Kim bilebilirki belkide sonradan Müslüman olan papazın sözleri büyüklerine bir hayli saygılı olan Sultan Mehmet’in aklında bir çıra yakılmasına neden olmuştur.

 

Tarihçilerin anlattığ ise bu mektubun Sultan Mehmet’i ferahlattığı.

Artık yeni ve değişik planlar yapması gerekiyordu öyle de yaptı.

Harekete geçti.

İstanbul’a av yapmak için geliyordu zaten.

Bir geldiğinde mektubu gönderen papazla buluştu.

Bu bile başlı başına bir erdem. Hayranlık duymamak mümkün değil. Müslüman olan papazla görüşmeye gittiğinde çok önemli bir karar aldı. Buraya bir hisar yaptıracaktı, boğazın en dar yeriydi. Nasıl olacaktı? Oralar Bizans toprakları içindeydi.

O çok gençti, o çok akıllıydı, o çok eğitimliydi.

Zehir gibi, ateş gibi bir gençti.

Nitekim harekete geçtiğinde ilk yaptığı Bizans İmparatoruna av hediyeleri göndermek oldu.

Onun orada avlanmak için geldiğini bilen Bizans imparatorunun bu davanış hoşuna gitti. Böylece dostluk anlamına gelen biraz daha müsemaha başlatılmış olmuştu. Ardından ileride Rumeli Hisarını yapacağı yere bir av köşkü yaptırmak isteğinde bulundu. İmparator bu isteğe olumlu bakmıyordu ama geri de çevirmek işine gelmiyordu.

Sonunda İmparator olmayacak bir şey yapmalarını istedi bu takdirde izin vereceğini de söyledi. Oldukça garip bir istekdi bu.

Bir sığır derisi kadar çiftlik ya da av köşkü yaptırabileceğine onay verdi ve ekledi:

“Sığır derisinden fazlası olmaz o zaman barış bozulur.”

 

Bu karar Sultan Mehmet’e tebliğ edildi.

Sultanın canı sıkılmamıştı.

Öküz derisi büyüklüğünde bir kulenin inşaatına hemen başlattı. Bizans elçileri içleri rahat döndüler. Onlar gittikten sonra Sultan Mehmet, hazırlamış olduğu planı uygulamaya başladı.

Dört bir yana haberler salındı. Ustalar, işçiler, ırgatlar çağrıldı. Rumeli Hisarının inşaasına başlattı. Bu arada çok önemli bir şeyi daha yaptırıyordu.  İmparatorun isteğini ve kendinin verdiği sözü yerine getiriyordu.

İmparatorun gönderdiği öküz derisini iyice gerdirdikten sonra, oldukça ince dilimler haline getirtmiş, bir çeşit ip gibi yaptırmış ve ip nereye kadar yetmişse o kadar büyüklükte bir hisar yaptırmaya başlatmıştı.

 

İnşaatta kendi de dâhil olmak üzere tüm vezirlerini de çalıştırmış. Hatta her vezire bir kulenin sorumluluğunu vermiş.

Çalışma, gece gündüz devam ediyormuş. Zamanla yarışıyorlarmış.

Şimdi yine ateşin bir an önce yanmasında katkısı olan Müslüman papazdan söz edeceğim. Bir hayli garip bir adam!

Enteresan görüşlere hâkim! İleriyi görebiliyor, geçmişten haberdar!

 

O Sultan Mehmet’e İstanbul’u feth edeceğini söylüyormuş zaten.

“Eninde sonunda Siz İstanbul’a gireceksiniz. Orasını topraklarınıza katacaksınız” diyormuş.

 

Kırk senedir bu konu üzerinde çalıştığını da söylemiş ve iyi bir kufi yazıcısı olduğunu da!

Bazı tarihçiler onun Rumeli Hisarının planları yapılırken kufi yazısı olarak Muhammet şeklinde yapılmasını önerdiğini söylerken, bazı tarihçiler bu fikrin Sultan Mehmet’in olduğunu söylüyorlarmış.

 

Ençok kabul edilen; Sultan Mehmet’in, Peygamber Efendimizin İstanbul’un alınacağının müjdesinin verdiğinden ona yakışır bir şey yapmak isteği olduğundanmış.

 

Sultan Mehmet’in, Kufi yazısı ile MUHAMMET yazdırılmış şekilde Rumeli Hisarını yaptırtmış. Hisar altı ay içinde tamamlanmış.

 

İstanbul’da yaşayanlar ya da İstanbul’a gidenler uçaktan baktıklarında Rumeli Hisarının heybetinden etkilenirler.

Ben her boğazdan geçişimde hayranlıkla izlerim birazda olsa yüksekten hisari bütün haşmetiyle görür, Fatih Sultan Mehmet’in ruhuna Fatiha okurum.

Bazende onun çok yakınına gideriz. Taşlarına bakarız, duvarlarını inceleriz azametinden etkileniriz.

Gezenler bilirlerki bir hayli büyüktür, bir hayli görkemlidir.

 

Bundan sonra olanlar bilinir. Buraya toplar, tüfekler ve asker yerleştirilmiştir. İstanbul için büyük hazırlıkta başlamıştır.

 

Tabi bu arada İmparator koskoca hisarı gördüğünde bir öküz derisinin bu kadar yer kaplamayacağını düşündüğünden, elçileri göndermiş.

Elçiler bu kıvrak zekânın ne yaptığını dönüşlerinde İmparatora anlattıklarında İmparator ne düşünmüştür acaba!

 

Bu güzel hisarın planlarını Sultan Fatih çizmiş ama yalnız onun eseri değilmiş. Mimar Muslihiddin’le birlikte hazırlamışlar.

Koskaca hisar olacak ve kufi yazısı ile de Muhammed yazılacak!

Bu elbette kolay bir şey değildir.

Altı bin işçinin gece gündüz çalıştığı bu muhteşem eserde:

‘Mim’ harflerinin olduğu yerde kuleler,

‘Ha’ ve ‘Dal’ harflerinin olduğu yerde istihkâmlar yer almış.

 

Tarihçi Enveri, ‘Düsturname’ adlı manzumesinde:

“Nice kal’a-i incilayın bir hisar görmedi âlem içinde rüzigar Hüsrevani küp gibi çok toplar Atılur göhlere andan küpler Ne gemi kaçamaz andan kelebek Kim ururlar topla geçse sinek”

Rumeli hisarının 500 metre yükseklikten bakıldığında Osmanlıca bir

tür el yazısı şekli olan Hattı-Küfi ile yazılmış ‘Muhammed’ kelimesi görülüyormuş.

İşte özeti budur.

 

Özetlersek; böyle büyük adamların, büyük planları, büyük düşünceleri oluyor.

Ben ciddi bir İstanbul sevdalısıyım.

Fatih Sultan Mehmet’in ince zekâsı, cesareti, yetiştirilişi ve kararlığı sayesinde ve onunla birlikte onan inananlarla kazandıkları büyük zaferlerinin İstanbul’undayız

 

Şimdilerde, bizim gibi, hep bizdeymiş gibi, olduğundan beri içimizdeyiz gibi yaşıyoruz.

Muhteşem adamların bıraktığı büyük hediyelerden biridir Rumeli Hisarı…

 

 

Nazan Şara Şatana

 

 

 

About author

BUNLARDA İLGİNİ ÇEKEBİLİR

Leave a reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *