
Baharın ağaç dallarına düştüğü bir günde bizde düşüyoruz Kilis Yoluna. Yol boyunca Zeytin, Fıstık bahçeleri, üzüm bağlarının arasından ilerliyoruz. Büyük taşların tarla kenarlarına dizildiği buğday tarlaları karşılıyor bizi. Kilise yollar sadece Gaziantepten gidiyor. Bu sebeple Kilis bir kenarımızda kalmış yalnızlık kenti.
Yol boyunca bizi ilk karşılayan Gaziantep savunmasında yüreğini kurşunlara siper etmiş şahinbey adına yaptırılan anıt oluyor. Anıtın bulunduğu yerdeki ağaçların altında sabah çayımızı içip şehit ruhlarına dualar gönderip, tekrar yola revan oluyoruz.
Yavuz Sultan Selim Mısırlılarla yaptığı Merci Dabık savaşının yapıldığı ovaya uğruyoruz. Anlatılanlara göre Kiliste üç binden fazla sahabe mezarı ve makamından bahsediliyor. Bu sebeple inanç turizmi bakımından çok hareketli bir kent. Bunlardan ilki Yavuzlu beldesindeki Bilal Habeşinin makamı. Burayı ziyaret ettikten sonra yol tekrar bizi Kilise çağırıyor.
Küçük derelerin yataklarında, bahar temizliği için yataklarının yönlerini yıkayan kadınlara sık sık rastlamak mümkün.
Kilisin tarihine kültürüne dalmadan önce Kilis ve Kilis ovasının en güzel izlendiği sahabeden Muhammed Bedevi hazretlerinin bulunduğu tepeye çıkıyoruz.
Hava güneşli, sıcak yeterince ısıtıyor kemiklerimizi. Tepe çiçek ve gül bahçesine dönüştürülmüş. Kilis ve Kilis ovası ayaklarımızın altında. Ovanın hemen ötesinde Suriye köyleri ve şehirleri görünüyor.
Yeşilin bin bir farklı tonu ile kuşatılmış, sıvanmamış briket grisi yalnızlık şehri olarak duruyor Kilis karşımızda. Derdini kimseye anlatamayan, nazlı bir gelin gibi suskun ve hüzünlü bir şehir.
Biraz sıcakladığımızı düşündüğümüzde serin bir rüzgar esiyor,böğrümüze doğru. Tepeden bulunan Caminin imamı ikram ettiği çayın eşliğinde Muhabbeti koyulaştırıyoruz.
Kiliste kimin yüreği yansa bu tepeye koşarmış. Kimi yüreğinin yangınını buradaki Sahabe Türbesinde söndürür, kimisi de esen Kalleşin rüzgarı ile söndürmeye çalışırmış. Her dem serin esen bu rüzgar için neden Kalleşin Rüzgarı dendiğini merak edenleri merakların ile baş başa bırakıp yollarını Kilise düşürdüklerinde bir Kilisliye sormalarını tavsiye ederiz.
Coğrafi konumu nedeni ile Türkiyeye uzak Halepe yakın bir ilimiz. Bir zamanlar Halepe yakınlığı sayesinde Türkiyenin ticareti en hareketli, illerinden birisi.
şehrin içerisine daldığımızda şimdi çöküş dönemlerini yaşayan Pasaj esnafının şikayetlerinden bunu öğreniyoruz. 1980li yıllardan önce kaçakçılık sayesinde büyük zenginler çıkmış. 80 den sonra zengin olanlar bir bir terk etmiş şehri.
Yakın zamana kadar Gaziantepe bağlı olan Kilis kültürü ve mimari yapısı küçük Gaziantep. Kilisin eski mahallelerindeki taş evler dar sokaklar Gaziantepin eski evlerinin bulunduğu semtlere diğer yerler ise varoşlarının oturduğu semtlere benziyor.
Kilis sokaklarında yolunuzu bulmak çok zor. Sokaklar labirent gibi. Biz eski Kilis evlerinin arasından tarihi küçük çarşıya varıyoruz. Eskiden şehrin en hareketli çarşılarından biri olan bu tarihi çarşıda dükkanlar küçük küçük yan yana dizilmiş. Dükkanların çoğu kapısına kilit vurmuş. Daracık sokaktaki bu çarşıda kalan küçük esnaf umut pazarlıyor, müşterilerine.
şehrin ara sokaklarında dolaştıkça sahipsizlikten kendi kaderine terk edilmiş hamamlar, tarihi evle rastlıyoruz.
özellikle Mevlevi mescidi, küçük ebadı farklı mimarisi ile hemen dikkati çekiyor. Hemen yanı başında bulunan Canpolat Paşa camii eski Kilis evlerinin arasından göğe yükseliyor. Taş evlerin gölgelediği dar sokaklardan ilerleyip Ulu camiye varıyoruz. Ulu camii geniş avlusu, dış mekandaki taş ustalığı ile geçmişten günümüze görkemli hatıralar taşıyor. Camiinin içine girdiğimizde iç mekanda iyilik yaparken tarihi eserlere büyük bir kötülük yapılmış. Gerek ulu camii, gerekse Canpolat Paşa camii iç mekanlarının tarihi mimarisi üzerine yağlı boya sürülmüş. Her taşı farklı bir anlam ifade eden taşlar yağlıboya ile bir bir kapanarak sıradanlaştırılmış.
Dış cepheleri ilgisizlikten yorulmuş, camiler, hamamlar, taş evler iç cephelerine çekilen yağlı boya ile hepten kalplerinden vurulmuşlar. Eserlerin içine gelişi güzel sürelen, boyalar, kireçler; antika bir tablonun boyası dökülmüş bölümlerine sulu boya ile acemi bir ressam tarafından atılmış fırça darbeleri gibi sırıtmış
Ulu camii de en çok dikkatimizi çeken. Kıble gah bölümüne düşen yerde özel bir camlı mekan. Burası özel olarak yapılmış. Caminin eski imamlarından birisi burada peygamberimiz hz. Muhammedin Manevi şahsiyetini görmüş. Bu sebeple bu bölüm o günün hatırasına özel olarak yapılmış.
Türkiyede nüfus oranına vurulduğunda kişi başına düşen camii sayısı en çok Kilis ilimizde görülebilir. Sokaklarda yol yapım çalışması yapılırken istenmesine rağmen yıkılmadığı için bazı yolların kenarına şüheda/ şehitler ismi ile yapılmış mezarları görmek mümkün.
Kiliste rivayetlere göre üç binden fazla sahabe ve evliya mezarı ve mekanı olduğundan bahsedilmekte. Bu bakımdan Kilis inanç turizminin yoğun yaşandığı yerlerden biri.
Kilis Hamamları da eskiden meşhurmuş ama bugün bir yıkık harabe olarak karşımıza çıkan Tuğlu hamamı gibi onlarda kendi kaderlerine terk edilmişler.
Kilis sokaklarında dolaştığımızda küçük dükkanlara sığınmış el sanatları ile uğraşanlara da rastlamak mümkün. Bunların başında Kilise özgü yorgan işleyen yorgancıları görebiliyoruz. Eskiden il dışına yorgan pazarlayan dükkanlar şimdilerde iç piyasaya çalışıyor. Öalışma sistemlerine baktığımızda ise yünleri evlerden getiriyorlar. Yorgancıların çoğu yorgan satmıyor. Onun yerine el emeği ücreti alıyorlar. 

Sokak aralarına dolaşırken meşhur Kilis Üzüm pekmezinin konduğu tahta külah yapan atölye dikkatimizi çekiyor. Tatlı söğüt dalından kestikleri tahtaları köhne bir yerde külaha dönüştüren ustalar külah geleneğini yaşatıyorlar.
şehir sokaklarında eskiden atlılara heybe yapan iş yerlerinin şehirde nerede ise yayalara nefes aldırmayan motorlara heybeler yaptıklarını görüyoruz.
Yemeniciler ise hala hayata bir yerlerden tutunmaya devam ediyorlar sokak aralarında.
Küçük, eski bir Gaziantep Kilis. Her şeyi ile sahipleri tarafından terk edilmiş hüzünlü bir masal şehri. Kimseye derdini anlatamamış, kaderlerine terk edilmiş, tarihi ve kültürel mirası ile öksüz ve yetim bir çocuğu andırıyor.
Bir fırına kısa bir sürede sipariş ettiğimiz Kilis tavasını tadı damağımızda kalıyor. İstememize rağmen tadına bakmaya fırsat bulamadığımız Kilis künefesinin hayali ile avunuyoruz.
Biraz ötede dikenli teller, mayınlı yollar, biraz beride hüzünlü Kilis. Kilisin tarihini ve kültürel mirasını akşam güneşinin aceleci vedası ile beraber akşamın karanlığına bırakıyoruz.
Popularity: 7% [?]

Yorumlar
Yorum yapın Geri izleme